(818 S. K. m. 22) (4721 S. K. m. 701, 716)
Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali tescil olmadığı takdirde tazminat davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 27.2.2004 gün ve 2003/7873-2004/1265 sayılı ilamiyle onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davalı Mahide Korkmaz vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, davalılar adına kayıtlı olan İncebel Tatil Köyü 101 numaralı villayı 16.8.1994 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile aldığını belirterek tapu kaydının iptali ile adına tescilini, olmadığı takdirde rayiç değerinin tespiti ile bedelinin tahsili isteğinde bulunmuştur.
Davalılardan Selahattin davayı kabul etmiş, diğer davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm Dairemizin 27.2.2004 tarih 2003/7873-2004/1265 Karar sayılı ilamı ile onanmıştır.
Davalılardan Mahide Korkmaz satış vaadi sözleşmesine konu taşınmaza ilişkin mülkiyet uyuşmazlığı bulunduğu, tapu kaydına ihtiyati tedbir şerhi konulduğu, tescil isteğinin kabulü için anılan davanın sonucunun beklenilmesi gerektiğini belirterek karar düzeltme isteğinde bulunmuştur.
Satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan davaların kabulüne karar verebilmek için sözleşmenin ifa olanağının bulunması zorunludur. Elbirliği mülkiyetine (Türk Medeni Kanunu m.701) konu bir taşınmazda elbirliği (iştirak halinde) ortaklarından birinin, ortaklık dışı bir kişiye satım vaadinde bulunması halinde, sözleşme bir taahhüt muamelesi olarak geçerli olmakla birlikte ortaklığı çözülünceye kadar sözleşmenin ifa dayanağı varlığı düşünülemez. Ayrıca, satışı vaad edilen taşınmaz tapusunda temliki tasarrufu engelleyen kayıt varsa veya 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18/son maddesi hükmüne aykırı şekilde satış vaadinde bulunulmuşsa ya da vaade konu taşınmaz bir başka mahkemede mülkiyet uyuşmazlığına konu olmuşsa bu gibi durumlarda da sözleşmenin ifa olanağı varlığından söz edilemez.
Açıklanan ilkeler doğrultusunda somut olaya bakıldığında;
Davacının tescil isteğinin dayanağını oluşturan satış vaadi sözleşmesi 16.8.1994 tarihinde noterde usulünce düzenlenmiş olup geçerlidir. Davacı, anılan sözleşme ile davalılara ait 44/10.000'er pay olmak üzere toplam 88/10.000 hisseyi satın almıştır.
Dosyaya gelen kayıtlara göre de; satış vaadi sözleşmesine konu taşınmazda bulunan yapılar nedeniyle 24.5.1990 tarihinde kurulan kat irtifakına göre eski 429 yeni 133 ada 1 parselde bulunan 49 numaralı bağımsız bölümde satış vaadinde bulunanların 44/10.000'er oranında pay sahibi oldukları sabittir. Ancak dosyada mevcut tapu kaydına göre; 133 ada 1 parselin geldisi olan 225 parselin 29.3.1961 tarihinde ifrazı ile taşınmaz 266 - 295 parsellere ifraz görmüştür. 266 parselin ifrazından oluşan 375 parsel ise 24.11.1988'de 295 parsel ile birleştirilmiş ve 426 parsel numarasını almıştır. Bu parsel ise 24.11.1988 de tekrar ifraz edilmiş ve 427 ila 446 parseller oluşmuştur.
Bilahare Orman Genel Müdürlüğü, 1989/67 Esas ve 1989/68 Esas sayılı dosyalarda açtığı davalar ile satış vaadi sözleşmesine konu olan 429 parselin de geldi kaydı olan 375 ve 295 parselin orman olduğu gerekçesi ile tapu iptali ve orman olarak tescil isteğinde bulunmuştur. Her iki dosya birleştirilmiş, 4.2.1994 tarihli karar ile de taşınmazların üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir kararı konulmuş, 2.4.2004 tarihli belge içeriği ile tedbir kararın devam etmekte olduğu anlaşılmıştır.
Yukarıda da açıklandığı üzere; satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak açılan davalarda tescil isteğinin kabulü için taşınmazın satış vaadinde bulunanın mülkiyetinde bulunması gereklidir. Aksi hal sözleşme yapılmasına engel değil ise de sözleşmenin ifa olanağını ortadan kaldıracağından tescil isteğinin kabulü olanaklı değildir.
Belirtilen nedenle mahkemece, sözleşmeye konu taşınmazla ilgili olarak Orman Genel Müdürlüğü tarafından açılan ve satış vaadinde bulunanların da hukuki durumunu etkileyecek nitelikteki mülkiyet uyuşmazlığına ilişkin davanın sonucu beklenerek oluşacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerekli iken bu hususun gözetilmemesi doğru olmadığından Dairemizin onama kararının kaldırılarak, hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Mahide Korkmaz'ın karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairemizin 27.2.2004 tarih 2003/7873 E. 2004/1265 K. sayılı ilamının KALDIRILARAK, yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, 26.04.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy