(1086 S. K. m. 53)
Dava: Davacı tarafından, davalılar aleyhine 28.4.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, müdahil tarafından da davacı ve davalılar arasında iştirak halinde mülkiyet hükümlerinin devam ettiğinin tesbiti istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; her iki dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, dair verilen 17.12.2004 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Gülşen Yıldırım vekili ve müdahil vekili ile davalı Nazım Yalçın tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: 1- Dava Necati Yalçın tarafından Gülşen Yıldırım ve diğerleri aleyhine açılmış, davada miras taksimi nedeniyle tapu iptali ve tescil isteminde bulunulmuştur.
28.4.2003 tarihinde açılan bu dava mahkemece tarafların takip etmemesi nedeniyle 12.9.2003 tarihinde işlemden kaldırılmıştır.
Davaya bu tarihten sonra 26.9.2003 gününde katılmak isteyen Halil Demircioğlu, davanın tarafları arasında yazılı miras taksim sözleşmesi olmadığını, açılan davanın reddi ile asıl davanın tarafları arasında iştirak halinin devam etmekte bulunduğunun tesbitini istemiştir. Müdahale dilekçesi harçlandırılmış, mahkemece müdahilin isteği doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak taraflar arasındaki davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, bu hükmü asli müdahil ve davalılardan Gülşen Yıldırım ile Nazım Yalçın temyiz etmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki; bazı özel yasalar ayrık, Usul Hukukumuzda asli müdahaleye ilişkin açık bir düzenleme yoktur. Ancak, doktrinde ve Yargıtay uygulamasında davanın tarafları arasındaki görülmekte olan bir davaya 3.bir kişinin kısmen veya tamamen katılarak dava konusu şey veya hak üzerinde bir dava açması (davaya katılması) olanaklı görülmektedir. Dava hakkında olduğu gibi asli müdahile talebinin kabul edilebilmesi için o kişinin davaya müdahale etmesinde hukuki yararı olmalı, müdahale eden kişi dava konusu üzerinde bağımsız hak sahibi olduğunu kanıtlamalıdır. Yoksa, müdahale talebinin hukuki yarar noktasından reddi gerekir.
Somut olayda ise; 26.9.2003 günlü dilekçe sahibi, taraflar arasındaki görülmekte olan davada o istemin kabul edilebilmesi için yazılı taksim sözleşmesinin aranması gerektiğini, oysa böyle bir sözleşmenin bulunmadığını, dolayısı ile taraflar arasındaki mülkiyet ilişkisinin sürmekte olduğunu, bu olgunun hükmen tespitini istemiştir.
Görülüyor ki; davaya asli müdahale yolu ile katılma talebin de bulunan, davanın tarafları arasındaki hak üzerinde bir iddia da bulunmamış, esasen mahkemenin eldeki davada uygulaması gereken yasal durumun hükmen tespitini istemiştir. Bu haliyle asli müdahil olmak isteyenin müdahale talebinde bulunmakta hukuki yararının olmadığı açıktır.
Açıklanan bu nedenlerle mahkemece hukuki yarar yokluğu nedeniyle müdahale isteminin reddi gerekirken esasın incelenerek hüküm kurulması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
2- Yukarıdaki bozma nedenine göre, katılma talebinde bulunan Halil Demircioğlu'nun temyiz itirazlarının incelenmesi gerekmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1. bentte yazılı nedenlerle, hükmün BOZULMASINA, 2. bent uyarınca katılma isteyen Halil Demircioğlu'nun temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 29.09.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy