(3402 S. K. m. 12) (1086 S. K. m. 77) (2709 S. K. m. 141)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 14.3.2001 gününde verilen dilekçe ile vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davalı Tapu Sicil Müdürlüğü yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davalı Vakıflar İdaresi yönünden davanın reddine dair verilen 16.12.2004 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ve davalı Tapu Sicil Müdürlüğü vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: 1- Yapılan yargılamaya, toplanan deliller ve dosya içeriğine göre davalı Tapu Sicil Müdürlüğü vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin temyiz istemine gelince;
Mahkemenin 16.5.2001 tarihli kararı 1.Hukuk Dairesince ilamda belirtilen gerekçeler ile eksik inceleme nedeni ile bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda davacının davasını 10 yıllık hak düşürücü süreden sonra açtığı gerekçesiyle davalı Vakıflar İdaresi aleyhindeki davanın reddine karar verilmiştir.
Öncelikle, 3402 sayılı Kadastro Kanunun 12/3 maddesinde Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz hükmü yer almaktadır. Eldeki davada ise davacı kadastrodan önceki bir hukuki nedene dayanmamakta, aksine tutanakta yazılı vakıf şerhinin vakfın türü ve niteliği itibariyle taviz bedeline tabi bulunmadığı, bu nedenle şerhin kayıtta yer almasının davalı Vakıflar İdaresi yönünden de bir yararının kalmadığı gerekçelerine dayanarak terkin istemektedir. Şu hale göre, mülkiyet hakkı sahibi olan davacının açıklanan nitelikteki istemi konusunda 3402 sayılı Kanunun 12/3 maddesinin uygulanması olanağı yoktur. Davanın bu gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.
İşin esasına gelindiğinde; dosyada mevcut tapu kayıtlarına göre dava konusu Bağlarbaşı Mahallesi Gülsuyu mevkii 304 ada 54 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki kat irtifaklı binada davacının 42/100 arsa paylı 14 numaralı bağımsız bölümde 17.8.1977 tarihinde satın alma yolu ile malik olduğu sabittir. Bu gayrimenkulün geldisi 304 ada 17 sayılı kadastro parselidir. 304 ada 17 parsel kaydı üzerinden Şehzade Sultan Mehmet Vakfı şerhi bulunduğu halde 30.7.1942 tarihinde kadastro tespiti neticesi tescil edilmiş ve vakıf şerhi çap kaydına da yazılmıştır. Ne var ki, sonradan oluşan ifraz parsellerine bu şerhin aktarılmadığı, davacının da satın aldığı tarihte tapu kaydında bir vakıf şerhinin bulunmadığını, ancak daha sonra taşınmazın kök tapu kaydında vakıf şerhinin olduğunu ve şerhin yeni kayda da re'sen işlendiğini öğrendiğini ileri sürerek bu vakıf şerhinin terkinini istediği anlaşılmaktadır.
Açıklanan bu durum itibariyle uyuşmazlık kayıtta yer alan vakfın niteliği ve taviz bedeline tabi olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Yukarıda da izah edildiği üzere, dava konusu 304 ada 54 parsel sayılı taşınmazın geldi kaydında Şehzade Sultan Mehmet Vakfı şerhinin bulunduğu, 20.10.1949 tarihinde ifraz edilerek içinde dava konusu parselinde bulunduğu birçok parsele bölündüğü, bu işlem sırasında kök taşınmazın tapu kaydındaki vakıf şerhinin yeni oluşturulan parsellere aktarılmadığı anlaşılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.5.2003 tarih ve 2003/1-348 Esas, 2003/378 karar sayılı ilamı da aynı parsel (304 ada 54 parsel) üzerinde bulunan aynı apartman ve aynı vakıf bakımından, aynı sebebe dayanılarak başka bir bağımsız bölüm maliki tarafından açılmış ve Yargıtay denetiminden de geçerek kesinleşmiş bir davaya ilişkindir. Sözü edilen Hukuk Genel Kurulu Kararında da özellikle vurgulandığı üzere, ilke olarak bu tür vakıf davalarında vakfın türü, niteliği ve tavize tabi olup olmadığı hususlarının yöntemince ve hükme yeterli olacak düzeyde araştırılması gerekli ise de, bu davaya emsal olan dosyalarda, Şehzade Sultan Mehmet Vakfının bu parsel ve taşınmaz yönünden aşar ve rüsumatı (resim ve vergileri) vakfedilmiş gayrisahih vakıf olduğu ve dava konusu taşınmazın vakfın kapsamında kaldığı bilirkişi raporları ile saptanıp, mahkemece karar altına alınmış ve Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Bu kararların görülmekte olan dava açısından da vakfın niteliği, türü ve tavize tabi olup olmadığı yönlerinden güçlü delil oluşturacağı kuşkusuzdur.
Önemli yargılama ilkelerinden biri de davaların çabuk, basit ve ucuz biçimde görülmesi ilkesidir. Burada yanların olduğu kadar, kamunun da yararı vardır. Bu nedenle hakim, davayı bu ilkeye uygun olarak olabildiğince çabuk, düzenli ve en az masrafla sonuçlandırmakla yükümlüdür. (HUMK. m.77, Anayasa m.141/son)
Hal böyle olunca, davaya emsal olan ve güçlü delil niteliğindeki Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen dosyalarda ve hatta yukarıda sözü edilen Hukuk Genel Kurulu kararında dahi vakfın türü, niteliği ve kapsamının belirlenmiş olması, dava konusu vakfın gayrisahih bir vakıf olup tavize tabi olmadığının saptanması, ayrı dava konusu parselin bu vakfın kapsamında kaldığının da belirlenmesi karşısında davanın kabulüne karar vermek gerekir. Bu yönler üzerinde durulmadan yazılı gerekçe ile davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi de doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1.bentte yazılı nedenlerle, davalı Tapu Sicil Müdürlüğü vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte yazılı nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 17.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy