(1086 S. K. m. 186) (818 S. K. m. 22, 125, 213) (4721 S. K. m. 2, 706, 716) (1512 S. K. m. 89)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 21.7.1998 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 25.3.2005 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, 7.11.1979, 30.11.1979 ve 31.8.1979 tarihi satış vaadi sözleşmeleri ile miras bırakanları tarafından, satın alınan taşınmazların tapusunun iptali ile adlarına tescilini istemişlerdir.
Davalılar, davanın 10 yıllık zamanaşımı süresinde açılmadığını ve derdest davaların olduğunu savunmuşlar, dava konusu taşınmazların bir kısmını yargılama aşamasında satın alan HUMK. m.186. maddesi uyarınca dava kendisine yöneltilen davalı Kazım Yılmaz ise taşınmazları tapudan iyi niyetle satın aldığını beyan etmiştir.
Mahkemece, satıcı mirasçıları adına kayıtlı taşınmazlar yönünden davanın kabulüne karar verilmiş, yargılama aşamasında davalı Kazım Yılmaz'a devredilen taşınmazlar yönünden ise taşınmazların davalı olduğunu bilerek satın aldığı kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar ve satıcı mirasçılar olan davalılar temyiz etmişlerdir.
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Kaynağını Borçlar Kanununun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanununun 213. maddesi ile Medeni Kanunun 706 ve Noterlik Kanununun 89. maddeleri hükmü uyarınca, noter önünde re'sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan ve tam iki tarafa borç yükleyen kişisel hak veren sözleşmelerdendir.
Vaad alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet geçirim borcu yüklenen satıcıdan, edimini yerine getirmediğinde dava tarihinde yürürlükte bulunan Medeni Kanunun 716. maddesi uyarınca açılacak tapu iptali ve tescil davası ile edimin hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunun 125. maddesi gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğmasından sonra işlemeye başlar. Ancak, satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye, yani vaad alacaklısına teslim edilmiş ise, on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda, zamanaşımı savunması Medeni Kanunun 2. maddesi uyarınca iyi niyet kuralları ile bağdaşmayacağından dinlenmez
1-) Yukarıda da açıklandığı gibi, noterde usulünce düzenlenmiş geçerli satış vaadi sözleşmesine dayanılarak tapu iptali ve tescil isteminde bulunulmuş olmasına ve sözleşmeye konu taşınmazların alıcıya teslim edildiği olgusunun resmi senet içeriği ile kanıtlanmasına göre, davalıların temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-) Davacıların temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemece, dava konusu olan taşınmazların Kazım Yılmaz tarafından, davalı olduğunu bilerek satın aldığının kanıtlanamadığı kabul edilmiştir.
Mahkeme gerekçesinin yerindeliğini denetlemeden önce satış vaadi sözleşmesinden dava anına kadar geçen sürecin ve davalı Kazım Yılmaz taşınmazları ne şekilde aldığının irdelenmesi gerekmektedir.
Dosya içerisindeki belge ve tanık anlatımlarına göre, dava konusu taşınmazlar davacılar miras bırakanı tarafından satın alındıktan sonra, kullanımı geçici olarak satıcılara bırakılmıştır. Taşınmazların mülkiyetinin çekişmeli olması nedeniyle, alıcı adına tescil mümkün olmamıştır. Mülkiyeti çekişmeli olmaktan çıkan sözleşmeye konu bir kısım taşınmazlar için Sulh Hukuk Mahkemesinde 21.8.1992 tarihinde dava açılmış ve 23.3.2001 tarihinde bu taşınmazların davacılar adına tesciline karar verilmiştir. Bu dava görülmekte iken de davalılar Muammer Kılıç'a adlarına kayıtlı taşınmazların satışı için 26.12.1996 ve 31.1.1997 tarihli vekaletnameleri vermişlerdir, 16.5.1997 tarihinde de Muammer Kılıç'ın eşi Avukat Semra Kılıç davayı takip için vekaletnameleri vermişler ve davada davalıları Avukat Semra Kılıç temsil etmiştir.
Sulh Hukuk Mahkemesindeki dava sonuçlanmadan eldeki dava açılmış ve dava konusu taşınmazların bir kısmı da dava sırasında davalılar vekilini kardeşi adliye personeli olarak çalışan Kazım Yılmaz'a Avukatın eşi Muammer Kılıç tarafından vekaleten satılmıştır.
Medeni Kanunun 2. maddesi Herkes haklarını kullanırken ve borçlarının yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.
Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz şeklindedir. Objektif iyiniyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen madde, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanmasını yasanın korumayacağını belirtmiştir.
Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) gözönünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya tekrar döndüğümüzde, davalılar ve davacılar arasında satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlık 1992 yılında açılan davadan beri devam etmektedir. Muammer Kılıç eşi yargılamaya katılmadan önce satış vaadi sözleşmesine konu taşınmazların satışı için aldığı vekaletnameyi kullanmış, önceki davada ve eldeki davada da davalılar adına kayıtlı taşınmazların satış vaadi sözleşmesine konu olduğunu bilmektedirler. Davalılar vekilleri ve vekilin eşi olan taşınmaz satış yetkisi verdikleri Muammer Kılıç ile çıkar ve işbirliği içerisinde hareket ettikleri ve taşınmazların, vekilin adliye personeli olarak çalışan kardeşi davalı Kazım Yılmaz'a sattıkları anlaşılmaktadır. Karı koca ve kardeş ilişkisi içinde yukarıda açıklanan olayları bilmedikleri birbirlerinden habersiz hareket ettiklerini kabul etmek, halin icabı ve hayatın olağan akışı ile örtüşmemektedir.
Davalı Kazım Yılmaz'ın satın aldığı taşınmazların davalı olduğunu bilmesi gerektiği bu nedenle de aleyhine açılan davanın da kabulü gerektiği Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucudur. Açıklanan nedenle yerel mahkeme kararı ve gerekçesi yerinde görülmediğinden karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 04.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy