(4342 S. K. m. 3, 4) (1086 S. K. m. 75)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 1.8.1997 gününde verilen dilekçe ile yaylaya ve meraya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 3.12.2004 günlü hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 25.10.2005 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av. İlhan Babür geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başladı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, meraya elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Mera, bir veya birden fazla köy ve kasaba halkına, bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş yada kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera yaylak ve kışlaklar, özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanmaz, sınırları daraltılamaz (Mera Kanunu m.3-4).
Meralar üzerinde, aidiyet iddiasıyla, elatmanın önlenmesi, tapu iptali mera olarak sınırlandırma veya tespitin iptali ve mera olarak sınırlandırma davaları açılabilir.
Davayı, yararlanma hakkı olan köy veya belediye tüzel kişiliği ya da Hazine açabilir. Davayı açan köy muhtarının veya Belediye Başkanının davayı kabule, vazgeçmeye ya da sulha yetkisi yoktur.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacı, dava konusu meranın kadim meraları olduğunu, aynı yere ilişkin olarak davalı aleyhine açılan dava sonucunda, Çıldır Sulh Hukuk Mahkemesinin 1956/135 Esas 1960/34 Karar sayılı ilamı ile davanın kabulüne, davalının müdahalesinin önlenmesine karar verildiğini, kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini ancak ilamın infazı sırasında çıkan uyuşmazlık nedeniyle mahkemece, davalı İrişli Köyü'nün vermiş olduğu tavzih istemini içeren dilekçe doğrultusunda mahallinde yeniden yapılan keşif ve köy muhtarlarının imzalamış oldukları sulha dayanarak verilen tavzih kararı ile 1956/135 Esas 1960/34 karar sayılı kararın hüküm kısmının değiştirildiğini, tavzih kararının usulüne uygun olmadığı gibi köy muhtarlarının sulha yetkisi bulunmadığını belirterek bu nedenlerle ve kesin hükme dayanarak dilekçesinde sınırlarını belirttiği taşınmaza davalının elatmasının önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, taşınmazın 1956/135 Esas 1960/34 Karar sayılı ilam ile belirlenen sınırlara uygun olarak kullanıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazın mera olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık yoktur. Çözümlenmesi gereken sorun; davacının dilekçesinde sınırlarını belirttiği mera ile ilgili olarak taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, taraf köylerin muhtarlarınca imzalanan sulha dayanarak verilen tavzih kararının geçerli olup olmadığının ve kesin hüküm koşullarının oluşup oluşmadığının saptanmasıdır.
Mahkemece evrak arasına getirtilen Çıldır Sulh Hukuk Mahkemesinin 1956/135 Esas 1960/34 Karar sayılı dosyasında, eldeki davanın da davacısı olan Kamervan (Çanaksu) Köyü tarafından davalı İrişli (Göldalı) Köyü aleyhine açılan dava sonucunda; doğusu Beydo ağılı, batısı, Kamervan köyü yaylası ve irişli suyu, güneyi irişli suyu, kuzeyi Kızılveran yaylası ve deresi ile çevrili meraya davalı köyün elatmasının önlenmesine karar verilmiş, hüküm Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 14.6.1960 tarihli kararı ile onanmıştır. Hükmün kesinleşmesinden sonra davalı köy muhtarı tarafından verilen tavzih dilekçesi ile mahallinde yeniden keşif yapılmış ve hükümde belirtilen sınırlar yeniden belirlenmiştir.
Yukarıda da açıklandığı üzere mera ile ilgili olarak açılan davalarda köy muhtarlarının sulh yetkisi bulunmamaktadır. Gerek bu nedenle ve gerekse yeni bir hüküm niteliğinde olması sebebiyle tavzih niteliğinde bulunmayan hükme dayanılarak karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Mahkemece yapılması gereken iş, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 74. maddesi uyarınca istemle bağlı kalınarak Çıldır Sulh Hukuk mahkemesinin 1956/135 Esas 1960/34 karar sayılı ilamında belirtilen taşınmaz ile eldeki davaya konu taşınmazın aynı yere ilişkin olup olmadığının belirlenmesi ve kesin hüküm koşullarının irdelenerek sonucuna göre bir karar verilmesinden ibarettir.
Tüm bu hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru olmadığından hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine, 400,00 YTL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 25.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy