(1086 S. K. m. 222)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 2.10.2000 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 10.12.2004 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, İmar İskan Bakanlığı tarafından davalı ve dahili davalıların murisi Hasibe'ye afet evi olarak tahsis edilen taşınmazın, Hasibe'nin mirasçıları arasında yapılan temlik ile Süheyla'ya devredildiğini, kendinin de Süheyla'dan 25.4.1973 günlü satış vaadi sözleşmesi ile aldığını, bedelini ödediğini ve halen kullanımında olduğunu belirterek tapu kaydının iptali ile adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalılardan Hazine, 7269 sayılı Yasa uyarınca inşa edilen binanın mülkiyetinin Hazineye ait olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Davalı Süheyla ise, taşınmazın Hasibe adına kayıtlı olmadığından davanın reddini savunmuş, yargılama aşamasında ise davayı kabul etmiştir.
Mahkemece, satış vaadi sözleşmesi gereğince açılan tapu iptali ve tescil davalarında görevli mahkemenin sözleşmede tarafların serbest iradeleri ile kararlaştırdıkları bedele göre belirleneceği gerekçesi ile verilen görevsizlik kararı, Dairemizin 23.10.2001 tarihili kararı ile onanmış, Sulh Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda toplanan kanıtlar ile de, satış vaadi sözleşmesine konu olan taşınmazın Hazine adına kayıtlı olması sebebiyle sözleşmenin ifa olanağı bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dava satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacının tescil isteğinin dayanağını oluşturan satış vaadi sözleşmesi noterde usulüne uygun olarak düzenlenmiş olup geçerlidir. Mahkemece sözleşmeye konu taşınmazın, Hazine adına kayıtlı olup vaad borçlusunun mülkiyetinde bulunmadığından sözleşmenin ifa olanağı olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, satış vaadi sözleşmesine konu taşınmazda tahsise dayalı olarak kişisel hak sahibi olan Habibe'nin bu hakkını temlik alan davacının, şahsi hakkı Hazineye karşı ileri sürme olanağı vardır. Belirtilen nedenle sözleşmenin ifa olanağının bulunmadığının kabulü yerinde değildir. Dosyada çözümlenmesi gereken sorun, tahsis sahibi Habibe ile satış vaadi borlusu Süheyla'nın murisi Habibe'nin aynı kişi olup olmadığının saptanmasıdır. Yargılama aşamasında da bu husus üzerinde durulmuş, taraflara tahsis kaydında bilgilerin düzeltilmesi için kesin süre verilmiştir. Ancak, davacının bu düzeltim işlemini yapabilmesi için o işlemle ilgili olarak tasarruf ehliyetinin de bulunması gerekli olduğundan kesin süre verilmesi yerinde değildir. Davacı tahsis sahibinin mirasçısı olmadığına ve bu konuda verilmiş bir yetki de bulunmadığına göre anılan husus mahkemece, HUMK. nun 222 ve devamı maddeleri uyarınca bir hadise gibi görülüp, tahsis sahibi ile vaad borçlusunun murisinin aynı kişi olup olmadığı araştırılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Tüm bu hususlar gözetilmeksizin yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun olmadığından hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine, 04.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy