(818 S. K. m. 22, 97, 213) (1086 S. K. m. 95)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 23.12.1998 ve 15.2.2002 gününde verilen dilekçeler ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 17.3.2005 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne duruşma isteğinin değer yönünden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davada, arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi uyarınca yükleniciye bırakılması kararlaştırılan üç bağımsız bölümün taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile temlikine dayanılarak tapu iptali ve tescil istenmiştir.
Davalı arsa sahipleri ile yüklenici arasında 24.3.1995 tarihli arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi bulunmaktadır. Bu tür sözleşmeler taraflarına karşılıklı hak ve borç yükleyen tam iki yanlı sözleşme türündedir. 24.3.1995 günlü sözleşme ile yüklenici davalı Halil Şadi Öztürk diğer davalı arsa sahiplerine ait arsa üzerine A ve B bloktan ibaret inşaat yapım işini üstlenmiştir. Sözleşmeye göre A bloktaki bağımsız bölümler arsa sahibi davalılara, B bloktaki bağımsız bölümlerde yükleniciye aittir. Dava konusu 3,19 ve 20 numaralı bağımsız bölümler yükleniciye bırakılması kararlaştırılan B blokta bulunmakta ise de 24.3.1995 günlü sözleşme bir bütündür. Yüklenicinin temel borcu olan eseri meydana getirme ve teslim borcunun ifa ile bitirildiğini kabul edebilmek için A ve B blokun sözleşmesine fenne ve amaca uygun imal edilmiş olması gerekir. İşte bu aşamadan sonra yüklenici şahsi hak kazanır ve sözleşme uyarınca kendisine bırakılan bağımsız bölümlerin adına tescilini isteyebileceği gibi hak kazandığı şahsi hakkı üçüncü bir kişiye de devir ve temlik edebilir. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere üçüncü kişinin tescil davasının kabul edilebilmesi için yüklenicinin edimlerini yerine getirip getirmediğine dolayısı ile onun halefi olan davacının tescil isteyip isteyemeyeceğine bakmak gerekecektir. Oysa bu konuda yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Zira eldeki davada A ve B blok halindeki inşaatın tümü incelenerek hangi fiziki orana getirildiği değil, tescili dava konusu yapılan 3, 19 ve 20 numaralı bağımsız bölümlerin getirildiği seviye incelenip değerlendirilmiştir.
Diğer taraftan Eskişehir 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/145 esasındaki kayıtlı dava yükleniciden bağımsız bölümleri satın alan üçüncü kişiler tarafından yüklenici ve arsa sahipleri aleyhine açılmış nama ifaya izin ve eksikliklerin giderilmesi bedelinin avans olarak tahsili davasıdır. Gerçekten sözleşmede kararlaştırılan teslim süresi dolmuş, yüklenici temerrüde düşmüş ve eser mevcut hali ile terkedilmiş ise seçimlik hakkını ifaya talep doğrultusunda kullanan ve fakat yükleniciden ifa beklentisi kalmayan iş sahibi Borçlar Kanununun 97 maddesinden yararlanarak giderleri borçluya ait olmak üzere işin kalan kısmının kendisi tarafından yapılmasını ve avans olarak bunun bedelinin tahsiline karar verilmesini mahkemeden isteyebilir.
Her ne kadar anılan davada yüklenici Halil ve arsa sahipleri de tarafsa da bunlar arasında 24.3.1995 tarihli arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin feshi için açılmış bir dava bulunmamaktadır. Her ne kadar arsa sahibi davalılar 22.4.1999 günlü davalı yükleniciye gönderdiği ihtarında sözleşmenin feshi iradesini bildirmişlerse de bu davalılar arasındaki sözleşme yukarıda sözü edildiği üzere karşılıklı hak ve borçlar yükleyen tam iki yanlı sözleşmelerden olduğundan diğer tarafın karşı çıkması halinde yargı yoluna başvurulmadan tek yanlı irade ile feshedilemez. Ayrıca, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin onaması ile kesinleşen 1999/145 esas sayılı davanın karar gerekçesinde arsa sahibi ile yüklenici arasındaki sözleşmenin feshedilmiş olduğu değil o davanın davacıları ile yüklenici arasındaki sözleşmenin feshedildiği kabul edilmiştir. Bu nedenlerle mahkemenin davalılar arasındaki sözleşmenin feshedildiğine dair kabulü yanılgılı değerlendirme sonucudur.
Bütün bu açıklamalardan sonra mahkemece yapılması gereken iş; yeniden keşif yolu ile bilirkişi incelemesi yaptırılarak nama ifaya izin davasının hukuki sonuçları da göz önünde tutulup A ve B blokların getirildiği fiziki seviyeyi saptamak, böylelikle yüklenicinin halefi olan davacının tescil talebinde bulunup bulunamayacağını açıklığa kavuşturmak, eser bir bütün halinde reddedilemeyecek fiziki seviyeye getirilmişse ve buna rağmen bir kısım eksiklikler varsa bunların parasal tutarını hesaplatıp depo ettirerek davayı kabul etmek, eser kabulü zorlanamayacak bir seviyede ise şimdiki gibi reddetmek olmalıdır. Bütün bu yönler üzerinde durulmadan davanın yazılı gerekçelerle reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; davalılardan İsmail Sirkeci açılan davayı kabul etmiştir.
H.U.M.K. nun 95.maddesi uyarınca davayı kabul kati bir hükmün hukuki sonuçlarını meydana getirir. Davalı İsmail'in kabul beyanı gözden kaçılarak bu davalı hakkındaki davanın reddi de yanlıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 14.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy