(3573 S. K. m. 2, 3)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 29.4.2004 gününde verilen dilekçe ile şerhin kaldırılması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 25.11.2004 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, 212 ada 21 ve 22 parsellerin maliki olduklarını, bu parsellerin 1954 yılında zeytinciliğin ıslahı ve yabanilerinin aşılattırılması hakkındaki kanun hükümleri uyarınca verildiğini, tapu kaydında herhangi kısıtlayıcı şerh yok iken sonradan çıkan 4086 sayılı Kanunun 3.maddesine dayanarak kayıtlara amaç dışında kullanılamaz şerhi verildiğini, yasaya aykırı olarak konulan bu şerhin kaldırılmasını istemiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş hükmü davacılar temyize getirmiştir.
İncelenen tutanak örnekleri ve Kadastro Mahkemesi kararından 1953 yılında yapılan tesbitte taşınmazın Hazine adına yazıldığı, itiraz üzerine Kadastro Mahkemesince hükmen Halil Gümüş adına tesciline karar verildiği, daha sonra yapılan yenileme çalışmaları sonucu 212 ada 21 ve 22 parseller olarak davacılar adına tescil edildiği anlaşılmaktadır. Kaldırılması istenen Amaç dışında kullanılamaz şerhi ise 4.9.2003 tarihinde konulmuştur. Konulan şerhin dayanağı 3573 sayılı Kanunda 4086 sayılı Kanunla yapılan değişikliktir. Gerçekten 4086 sayılı Yasa ile 3573 sayılı yasada bazı değişiklikler yapılmış, 3573 sayılı Yasanın 3.maddesinin 3.fıkrası ... 5 yıl süre ile taşınmazın gayesine uygun olarak kullanıldığı Tarım ve Köy İşleri Bakanlığınca tesbit edilenlere mahallin en büyük mülki amiri tarafından tapuları devredilir. Bu yolla verilen taşınmazlar hiçbir şekilde amacı dışında kullanılamaz..... bu hususlar da taşınmazın siciline gerekli şerh verilir şeklinde değiştirilmiştir.
4086 sayılı Kanun 28.2.1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Kanunun yürürlüğünden önce zeytinciliğin ıslahı ve yabanilerinin aşılanması hakkındaki iş ve işlemlere uygulanacak mevzuat 7.2.1939 tarihinde yürürlüğe giren 3573 sayılı kanundur. Anılan bu yasada 3573 sayılı kanun uyarınca edinilecek taşınmazların amacı dışında kullanılamayacağı hususu taşınmaz siciline şerhi gerekeceğine dair herhangi bir hüküm yoktur. Hal böyle olunca yasaların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin ilkeler üzerinde durulması gerekir. 9.3.1988 tarih ve 1987/2-860-232 sayılı Hukuk Genel Kurulu kararında vurgulandığı üzere kural olarak herhangi bir yasa veya düzenleyici hüküm o yasanın yürürlüğe girdiği andan itibaren hukuksal sonuç meydana getirir. Değişik bir anlatımla yürürlüğe giren yasa yürürlük tarihinden önceki olaylara uygulanmaz. Medeni Hukuk uygulaması açısından buna yasaların geriye yürümemesi (makabiline şamil olmaması) ilkesi denir. Ancak yeni yasada yürürlüğe giren hükmün geçmişe de yürütüleceğine dair aksi bir kayıt da olabilir. Böyle bir durum söz konusu ise kanun koyucu yeni çıkan yasanın geçmişteki olaylara da uygulanacağını düzenlemiş kabul edilir ve o hüküm yürürlüğünden önceki olaylara da uygulanır. Yeni Yasanın eski yasa zamanında tüm sonuçları itibari ile doğmuş olan haklara dokunmaması ilkesine de Medeni Hukuk uygulamasında kazanılmış hak (müktesep hak) denilmektedir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde, yukarıda da söylendiği gibi taşınmazın tapulama tesbiti 1953 yılında yapılmış, bundan sonraki evrede tapulama komisyonu ve Kadastro Mahkemesinde açılan dava sonucu taşınmaz davacıların miras bırakanı Halil Gümüş adına hükmen 1964 yılında tescil edilmiş, daha sonradan da yenileme işlemine tabi tutulmuştur. Görülüyor ki; ortada zeytinciliğin ıslahı ve yabanilerinin aşılattırılması hakkındaki 3573 sayılı yasaya uygun tamamlanmış bir işlem bulunmaktadır. Bu işlemler gereği taşınmazın siciline herhangi bir şekilde şerh verilmemiş, daha açığı hukuki sonuçlar doğmuştur. Yine az yukarıda söylendiği üzere 4086 sayılı Yasa 28.2.1995 tarihinde yürürlüğe girmiş, dava konusu şerh bu tarihten sonra 2003 yılında konulmuştur. Hukukumuzda kazanılmış hak kavramı sosyal bir hukuk devletinin temel taşlarındandır. Olayda tamamlanmış bir hukuki işlem mevcut olup, davacılar bakımından kazanılmış hak gerçekleşmiştir. 4086 sayılı yasada zaman bakımından geçmişe yürürlüğüne ilişkin bir hüküm olmadığına göre bu yasanın 2. maddesine dayanılarak konulacak şerhler yasanın yürürlüğünden sonrası için olanaklıdır. Bütün bunlara göre kazanılmış hak kavramı içinde olay düşünüldüğünde konulan şerhin yasal bir yanı olmadığından davanın kabulü gerekir. Mahkemece değişik bazı nedenlere dayanılarak dava red olunduğundan hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, istek halinde temyiz harcının yatırana iadesine, 13.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy