(818 S. K. m. 41, 42, 250, 270)
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 24.4.2002 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 16.4.2004 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, düzenlemesi Borçlar Kanununun 270 ve devamı maddelerinde yapılan hasılat kira ilişkisinden kaynaklanmıştır. Davacı kiracı, davalı ise kiralayandır. Kira sözleşmesi 2.2.2000 başlangıç tarihlidir. Hasılat kirasına ilişkin Borçlar Kanununun 270. maddesi hükmünce kiralayan mecuru akitteki gayesine uygun kullanma ve işletmeye hazır bulundurmak zorundadır. Aksi halde bu hükmün yaptığı gönderme nedeniyle adi kira hakkındaki hükümlerin uygulanması gerekir.
Somut olayda kaplıca işletmesi alacak kullanılacak kiralanan davacıya teslim edilmiş ancak, kaplıcaya sıcak su sağlayacak ünitelerde sürekli su kesintisi meydana gelmiş, bu kesintiler sebebiyle kiralanan akitteki gayesine uygun kullanılmamış, kiralayan tarafından da ortaya çıkan ayıp bertaraf edilememiştir. Hal böyle olunca davacı kiracı kendisinin bir kusuru olmadığı anlaşıldığından Borçlar Kanunun 250/son maddesinden yararlanarak kiralayandan tazminat talep edilebilir. Nitekim aynı nedenlere dayalı olarak mahkemenin 2001/15 sayılı dosyasında kiralayan tarafından kiracıya 1.2.2000-1.2.2001 tarihleri arasındaki dönem içi uğradığı zarara karşılık ödeme yapılmıştır. Görülmekte olan bu davada ise davacı 1.2.2001 tarihinden sonraki dönem için zararın tazminini istemektedir. Ancak yine tüm dosya kapsamından davacı kiracının mecuru tahliye ettiği davalı kiralayan tarafından da 17.9.2001 tarihinde dava konusu döneme ilişkin 2.025.660.000 TL ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Gerek daha önce açılan 2001/15 sayılı dosyada yapılan ödemeler ve daha sonraki tarihte yaptığı ödemeden ötürü işletmenin sözleşmesindeki gayesine uygun kullanılamamasındaki kusurun davalı kiralayandan kaynaklandığını kabul etmek gerekir. Borçlar Kanununun 42. maddesindeki hüküm gereğince de zararı ispat etmek bunu iddia edene düşer. Ancak, davacının zarara uğradığı da bir gerçektir. Eğer, zararın hakiki miktarını saptamak mümkün değilse hukuki olayın gidişine ve karşı tarafın durumuna göre zarar miktarını adalete uygun tayin etmelidir. Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılması gereken iş davacının mecuru ne zaman tahliye ettiğini saptamak, tazminat istendiği 1.2.2001 tarihinden tahliye tarihine kadar geçen süreyi bulmak bu süre için uğranabilecek zarar tutarını geçmişteki uygulamalarla kıyaslamak suretiyle adalete uygun tayin etmeli davacıya 17.3.2001 tarihinde yapılan ödeme miktarı uğranılan zararı karşılamıyorsa aradaki farkı hüküm altına almak aksi durumda davayı reddetmek olmalıdır. Bu yönler üzerinde durulmadan davanın yazılı bazı gerekçelerle reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün B0ZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 28.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy