(818 S. K. m. 96) (1086 S. K. m. 299)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 17.7.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde karşılığının ödenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 16.3.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar U. vd. tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava; taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayalı kayıt iptali ve tescil; ikinci kademedeki istek ise, satışa konu bağımsız bölüm bedelinin vaad borçlusu davalılardan tahsili istemlerine ilişkindir.
Mahkemece; tescil ve alacak istemi davalılar ile ihbar edilen davalı arasındaki sözleşmede parasal yükümlülükten yüklenici şirketin sorumlu olacağı kararlaştırıldığından, ancak bu şirket davada ihbar edilen taraf durumunda olup aleyhine hüküm kurulamayacağından reddedilmiş, hükmü davacılar temyiz etmiştir.
Davacılar mirasbırakanı ile davalılar mirasbırakanı arasındaki 21.4.1995 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesi biçimine uygun düzenlenmiştir. Ne var ki, sözleşmede satımı vaad edilen ve sonradan ( II ) bağımsız bölüm numarası alan yerin dava dışı M.'a tapu ile satışının yapıldığı böylelikle sözleşmenin ifa olanağı kalmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan bu sebeple mahkemenin tescil talebini reddetmesi doğrudur.
Ancak; Az yukarıda söylendiği üzere davacı ile davalılar miras bırakanları arasındaki satış vaadi sözleşmesi biçimine uygun ve geçerlidir. Vaad borçlusu bu sözleşme ile sözleşme konusu taşınmazın mülkiyet devir borcu altına girmiş ve fakat subjektif kusuru ile sözleşme ifa ile sonuçlanmamıştır. ifa imkansızlığı davalılar miras bırakanının subjektif kusurundan kaynaklandığı için, mülkiyet devir borcu sakıt olsa dahi bunun yerine Borçlar Kanununun 96. maddesi uyarınca tazminat borcu geçer. Davacıların taraf olmadığı davalılar arasındaki 25.7.2000 tarihli sözleşmedeki tazminata ilişkin hüküm H.U.M.K. nun 299. maddesi gereğince davacılar ve murislerini bağlamaz. Diğer taraftan bu davada anılan sözleşmeye değil 21.4.1995 günlü taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanılmıştır. O yüzden mahkemece, davacıların ikinci kademedeki tazminat istekleri incelenip değerlendirilmeli, sonucuna uygun hükme bağlanmalıdır. Bu talebin somut olaya uygun düşmeyen yanılgılı değerlendirme ile reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, peşin harcın yatırana iadesine, 20.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy