(3402 S. K. m.18)
Dava: Davacı Hakkı Kayabaşı vekili tarafından, davalı Hazine ve köy tüzel kişiliği aleyhine ve Kadıköy Muhtarlığı tarafından Hazine aleyhine 19.3.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; Köy Muhtarlığının davasının açılmamış sayılmasına, Hakkı Kayabaşı'nın davasının kabulüne dair verilen 17.4.2005 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı köy muhtarlığı ve davalı hazine tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında 1227 m2 yüzölçümündeki 3 parsel sayılı taşınmaz kimsenin zilyetliğinde olmayan yerlerden oluşu nedeniyle 3402 sayılı Kadastro Yasasının 18.maddesi hükmüne dayanılarak davalılardan hazine adına tescil edilmiş, bu parselin batısında yer alan ve krokide kırmızı ile gösterilen yer ise yol olarak haritasına işaretlenmiştir.
Davacılardan Hakkı Kayabaşı bu dava ile birleştirilen davasında gerek 3 parselin ve gerekse yol olarak haritasına işaretlenen taşınmaz bölümünün miras yoluyla geçen zilyetliğe dayanılarak 60 yıldır tasarruf edildiğini her iki taşınmazın adına tescilini,
Davalı köy tüzel kişiliği ise bu yerlerin eğrek yeri ve yol olarak kullanıldığını, kayıtlarının iptali ile köy tüzel kişiliği adına tescilini dava etmiştir.
Mahkemece köy tüzelkişiliği tarafından açılan davanın açılmamış sayılmasına, davacı gerçek kişinin davasının kabulüyle toplam 1420,95 m2 den ibaret taşınmazın Hakkı Kayabaşı adına tesciline karar verilmiş, hüküm davalı hazine ile davacı köy tüzel kişiliği tarafından temyiz edilmiştir.
1- Yapılan yargılamaya, toplanan deliller ve dosya içeriğine göre davacı köy tüzel kişiliğinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir.
2- Davalı Hazinenin temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemenin kabulüne göre dava konusu taşınmazlarda davacı Hakkı Kayabaşı'nın miras ve taksim yoluyla geçen kazandırıcı zilyetliği bulunmaktadır. Yine kabul şekline göre bu yerdeki zilyetlik taşınmazlar özel harman yeri olarak kullanmakla sürdürülmüştür. Gerçekten, yapılan keşifler sonucu bilgilerine başvurulan yerel bilirkişi ve tanıklar bu olguyu doğrulamaktadır.
Kural olarak harman yerleri köy halkının harmanlarını yaptığı, ya tahsis edilmiş veya öteden beri bu amaçla kullanıla gelinmiş taşınmazlardır. Köye ait genel nitelikli harman yerinin zilyetlikle iktisap olanağı yoksa da; başkaca kazanılma engeli bulunmayan bir taşınmazın özel nitelikte harman yeri olarak kullanılması suretiyle zilyetlikle iktisap olanağı bulunmaktadır. Ancak bunun için özel harman yeri olarak kullanılan bir yerde zilyetliğin harman mevsimi dışında da sürdürülmesi daha açığı zilyedin taşınmazdaki fiili hakimiyetini her mevsimde taşınmazın ekonomik amacına uygun devam ettirmesi gerekir. Yoksa bir yerin yılın az bir zamanında özel harman yeri olarak kullanılması, bu mevsim dışında zilyetliğin sürdürülmemesi o kişiye taşınmaz malı mülk edinme hakkı vermez. Somut olayda yerel bilirkişi ve tanıklar dava konusu taşınmazlardaki zilyetliğin sadece harman yeri olarak kullanılarak sürdürüldüğünü, bunun dışında ekonomik amaca uygun başkaca zilyetliğin varlığını haber vermediklerinden davacı gerçek kişi çekişmeli taşınmazları kazandırıcı zaman aşımı zilyetliği ile mülk edinemez. Davanın açıklanan bu nedenlerle reddi yerine delillerin ve hukuksal durumun takdirinde yanılgıya düşülerek istemin hüküm altına alınması bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davacı köy tüzel kişiliğinin temyiz itirazlarının reddine, hükmün 2.bendi uyarınca davalı hazine yararına BOZULMASINA, peşin harcın yatırana iadesine, 17.11.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy