(3402 S. K. m. 12/3, Ek m. 1) (2762 S. K. m. 27, 29, 30) (4721 S. K. m. 849) (1086 S. K. m. 275)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 23.3.2005 gününde verilen dilekçe ile vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 20.4.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, vakıf şerhinin silinmesi istemine ilişkindir. Dava kabul edilmiş, hükmü davalı Vakıflar İdaresi vekili temyiz etmiştir.
Gerçekten, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 2.4.2004 tarih ve 2003/1-2004/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca vakıf şerhinin tapu sicilinden silinmesi ya da tapu siciline yazılmasına ilişkin istemleri içeren davalarda 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması gerekir. Ne var ki, Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararından sonra 3402 Sayılı Kadastro Kanununa 5304 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle ek 1. madde eklenmiş ve bu maddenin hası ile "Tapu kayıtlarında icareteyn veya mukataalı olduğuna dair vakıf şerhi bulunan taşınmazlarda 12. maddenin 3. fıkra hükümleri uygulanmaz" hükmü getirilmiştir. 5304 sayılı Kanun 3.3.2005 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak, yayımına ilişkin 15. maddesi hükmü uyarınca aynı tarihte yürürlüğe girmiştir. Eldeki dava bu kanunun yürürlüğü sırasında 23.3.2005 tarihinde açılmış bulunmaktadır.
9.3.1988 tarih ve 1987/2-860-232 sayılı Hukuk Genel Kurulu kararında vurgulandığı üzere kural olarak, herhangi bir yasa veya düzenleyici hüküm o yasanın yürürlüğe girdiği andan itibaren hukuksal sonuç meydana getirir. Değişik bir anlatımla, yürürlüğe giren yasa, yürürlük tarihinden önceki olaylara uygulanmaz. Medeni Hukuk açısından buna yasaların geriye yürümemesi ( makabline şamil olmaması ) ilkesi denir. Ancak yeni yasada yürürlüğe giren hükmün geçmişe de yürütülebileceğine dair aksi bir kayıt da olabilir. Böyle bir durum söz konusu ise, Kanun koyucu yeni çıkan yasanın geçmişteki olaylara da uygulanacağını düzenlemiş kabul edilir ve o hüküm yürürlüğünden önceki olaylara da uygulanır. Yeni yasanın eski yasa zamanında tüm sonuçları itibariyle doğmuş olan haklara dokunmaması ilkesine de Medeni Hukuk uygulamasında "kazanılmış hak" ( müktesep hak ) denilmektedir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; yukarıda değinildiği üzere dava 5304 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 3.3.2005 tarihinden sonra açıldığından dava tarihinde olaya uygulanacak mevzuat 2.4.2004 tarih ve 1-1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı değil, 5304 sayılı Yasanın ek 1. maddesi hükmüdür. Bu hüküm gereğince tapu kayıtlarında vakıf şerhi bulunan taşınmazlarda 12. maddenin 3. fıkra hükümleri uygulanamayacağından mahkemece davanın hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle kabulü doğru olmamıştır. Böyle olunca mahkemenin silinmesi istenen vakıf şerhinin vakıf türüne göre tavize tabi olup olmama yönünden araştırma ve inceleme yapması zorunlu olmaktadır.
Bir malın vakıf malı olduğunun ispatı onu iddia edene düşer Bu iddia, tapu kaydı, evkaf idareleri; şeriye mahkemeleri ve mütevellilerce tutulup daha sonra tapu idarelerine aktarılan defter kayıtları, vakıf defterine işlenen vakıfnameler ile kanıtlanabileceği gibi, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesinde belirtilen belgelerden olduğu uygulamada kabul edilen deftere işlenmemiş vakıfnameler, muteber mütevvelli ve temessük senetleri, evkaf idarelerince tutulan sair defterler ile de kanıtlanabilir.
Bilindiği gibi, konusu mülk arazi ve diğer mülk olan menkul ve gayrimenkul mallar sahih vakıflardır. Bu malların tüm tasarruf hakları rekabesi ( kuru çıplak mülkiyeti ) vakfa aittir. Vakfın bir başka türü de, devlete ait ( miri ) arazi üzerinde padişah yada onun izin verdiği kişi tarafından kurulmuş gayri sahih vakıflardır. Gerek sahih, gerekse sahih olmayan türdeki vakıflar, önceleri vakfı tarafından tamir veya yeniden yaptırılırken zamanla vakfın buna gücü yetmemesi nedeniyle mukataa ve icareteyn usulü doğmuştur. Mukataada; vakıf Bu yüzden mahkemece yerinde keşif yapılarak dava tarihindeki değeri yöntemine uygun belirlenmeli, ortaya Harçlar Kanununun 30. maddesinin uygulanma durumu çıkarsa anılan maddedeki usulü işlemler ikmal edilmelidir. Açıklanan bu hususlar üzerinde durulmadan ve salt sözleşmedeki bedele bakılarak çekişmenin esasının hükme bağlanmış olması bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 14.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy