(3402 S. K. m. 14, Ek m. 1) (2762 S. K. m. 27, 29, 30) (4721 S. K. m. 849) (1086 S. K. m. 275)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 17.4.2002 gününde verilen dilekçe ile vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 4.11.2003 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: 1- 3402 sayılı Kanunda 5304 sayılı Yasanın 11. maddesi ile yapılan değişiklik 3.3.2005 tarihli Resmi Gazete de yayımlanmış ve yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yasada değişiklik hükmünün yasanın yürürlüğünden önce tekemmül etmiş hukuksal durumlara uygulanacağına ilişkin bir hüküm yoktur. Esasen yasa koyucunun kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte bir kural koymaması hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Bu nedenlerle davalı Vakıflar idaresinin olaya 3.3.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun uygulanması gerekeceğine dair temyiz itirazları yersizdir.
Dava konusu 2116 parselin tapulama tesbiti 17.7.1967 tarihinde ve yine 2224 parselinde tapulama tesbiti 4.4.1960 tarihinde vakıf şerhsiz olarak kesinleşmiş, bu kayıtlara şerh 1997 yılında istenmiştir. Burada olaya uygulanması zorunlu Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 2.4.2004 tarih, 1/1 sayılı kararı uyarınca 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği doğrudan doğruya hakim tarafından gözönünde tutularak uygulanmalıdır. Mahkemece 2116 ve 2224 parseller yönünden davanın kabul edilmesi bu nedenle yerinde olduğundan, yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre davalı idarenin sözü edilen parseller yönünden temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2- Dava, tapu kaydında yazılı olan vakıf şerhinin silinmesi istemine ilişkindir. Mahkeme hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir. Ancak, dava konusu 1225 parsel sayılı taşınmazın tapulama tutanağında Şehit Mehmet Paşa Vakfı belirtmesi bulunduğu halde, sicilin şerhsiz oluştuğu ve 1997 yılında kayda şerhin yeniden işlendiği anlaşılmaktadır. Tapulama tutanağında vakıf belirtmesi bulunması halinde artık 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaz. Bu durumda vakfın türü ile tavize tabi olup olmama yönünden araştırma ve inceleme yapılması zorunludur.
Bir malın vakıf malı olduğunun isbatı onu iddia edene düşer Bu iddia, tapu kaydı, evkaf idareleri; şeriye mahkemeleri ve mütevellilerce tutulup daha sonra tapu idarelerine aktarılan defter kayıtları, vakıf defterine işlenen vakıfnameler ile kanıtlanabileceği gibi, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesinde belirtilen belgelerden olduğu uygulamada kabul edilen deftere işlenmemiş vakıfnameler, muteber mütevvelli ve temessük senetleri, evkaf idarelerince tutulan sair defterler ile de kanıtlanabilir.
Bilindiği gibi, konusu mülk arazi ve diğer mülk olan menkul ve gayrimenkul mallar sahih vakıflardır. Bu malların tüm tasarruf hakları rekabesi (kuru çıplak mülkiyeti) vakfa aittir. Vakfın bir başka türü de, devlete ait (miri) arazi üzerinde padişah yada onun izin verdiği kişi tarafından kurulmuş gayri sahih vakıflardır. Gerek sahih, gerekse sahih olmayan türdeki vakıflar, önceleri vakfı tarafından tamir veya yeniden yaptırılırken zamanla vakfın buna gücü yetmemesi nedeniyle mukataa ve icareteyn usulü doğmuştur. Mukataada; vakıf taşınmaz, kendi olanaklarıyla vakıf tarafından inşa ve onarılmasının mümkün olmaması sebebiyle bina yapmak, ağaç bağ kütüğü veya bağ çubuğu dikmek ve bunların durması karşılığında vakfa her sene maktu bir zemin kirası ödemek suretiyle kiralanmış, bu suretle yapılan bina ve dikilen ağaçlar yapanın veya dikenin malı sayılmış ve ölümü ile de bunların mirasçılarına geçeceği mukaatanın yani kira karşılığının verildiği sürece mukavelenin fesh edilmeyeceği ve arazi üzerine yapılan muhtesatın kaldırılamayacağı kabul edilmiştir. İcareteynde ise, yok olan vakıf binalarının yeniden inşası için bir tür süresiz kiraya benzeyen usul oluşturulmuş, kiracıdan kıymetine eşit müeccele denilen peşin bir bedel alınıp harab olan bina vakıf tarafından yeniden tamir ettirilerek her sene muaccele adı verilen küçük bir bedel karşılığı süresiz olarak kiracılarına bırakılmıştır. Kira parasını ödeyerek hak kazanan kimseye ise mutasarrıf denilmiş, tasarruf hakkı da ölümle mirasçılarına intikal ettirilmiştir.
2762 sayılı Vakıflar Yasasının yürürlüğü ile vakıfa ait taşınmaz malların incareteyne veya mukataaya bağlanması yasaklanmış ve eskiden konmuş olanlarında tasfiyesi için hükümler getirilmiştir. Gerçekten anılan yasanın 27, 29 ve 30. maddelerinde özetle ...mukataalı toprakların ve icareteynli taşınmazların mülkiyetlerinin 20 misli bir taviz karşılığında mutasarrıflarına geçirileceği, 10 yıl içinde taviz verilmek yoluyla icareteyn ve mukataa kayıtları terkin edilmemiş olanlarının mülkiyetinin ise 10 yıl sonunda kendiliğinden mutasarrıfına geçeceği vakfın hakkının ivaza dönüşerek taşınmazın tamamının ivaz karşılığında birinci derecede ve birinci sırada ipotekli sayılacağı, ayrıca tavizler tamamen ödenmedikçe o mallar üzerindeki temliki tasarrufların tapu dairelerince tescil olunamayacağı... öngörülmüştür. Burada belirtilmelidir ki; vakıf malın mülke dönüşümü ve mutasarrıfına intikali için alınan taviz bedeli icare ve mukataa karşılığı olup, bedel ödenmedikçe o mal üzerinde temliki tasarruf tapu idaresince tescil edilemeyeceğinden bunu (taviz bedelini) gayrimenkul mükellefiyeti (M.K. m.849) olarak anlamak gerekir. Yine, burada üzerinde durulması gereken diğer bir sorun da; üzerinde vakıf şerhi taşıyan tapu kayıtları kapsamındaki tüm taşınmazlar için taviz bedeli ödenip ödenmeyeceği meselesidir. Uygulamada, çekişme konusu taşınmazların taviz bedeline tabi olup olmadığının tesbitinde, kayıtlardaki vakıf şerhlerinin şeklinden çok içerdiği hakkın mahiyetinin tesbiti gerekeceği kabul edilmektedir.
1274 tarihli Arazi Kanunnamesinin 4. maddesinde araz-i mevkufenin iki kısım olduğu bunlardan birincisinin sahihhan araz-i memlukeden (mülk arazi) iken şeri usullere göre vakfedilmiş olan sahih vakıflar; ikincisinin ise tahsisat kabilinden (gayri sahih, irsat kabilinden) vakıflar olduğu belirtilmiştir. Tapu kaydında vakıf şerhi bulunan bir taşınmazın taviz bedeline tabi sahih mukaatalı veya icareteynli bir vakıf olduğunun söylenebilmesi için Arazi Kanunnamesinin 121. maddesinde belirtildiği üzere öncelikle bu taşınmazın vakfedenin özel mülkü olması gerekir. Osmanlı Hukukunda mülk arazi dört türden oluşmaktadır:
a- Eski köy ve kasaba sınırları içinde bulunan arsalarla bunların kenarlarında bulunan ev ve benzeri gibi oturmaya yarayan yerleri tamamlayan yarım dönüm tutarındaki yerler,
b- Sahih temlikle ve kamu yararı amacıyla üçüncü bir kişiye temlik edilen miri arazi.
Yukarıda sayılan dörttür araziden olan bir taşınmazın vakfedilmesi halinde sahih bir vakıftan ve bu taşınmaz daha sonra icareteyn veya mukaataya bağlanmış ise tavize tabi taşınmazdan söz etmek mümkündür. Tahsisat kabilinden (gayrisahih) vakıf ise Arazi Kanunnamesinin D4. maddesinde Araz-i miriyeden bilifarz selatini uzam hazeraatının veyahut bizzat izni ile aharlarının vakfeylemiş olduğu arazidir ki bu misillu arazinin vakfiyeti yalnız araz-i miriyeden bir kıta-i müfrüzenin aşar ve rüsumatı misillu menafii miriyesi tarafa saltanatı seneyeden bir cihete tahsis demek olduğundan bu makule araz-i mefkufe evkafı sahihden değildir şeklinde tarif edilmiştir. İşte tahsisat kabilinden olan bu vakıflarda hiçbir şekilde bedel ödenmesi gerekmez. Çünkü, bu tür vakıflarda vakfedilen şey vakfedenin kendi mülkü değildir. Burada yapılan Sultan veya bizzat izin verdiği kişi tarafından miri arazinin belirli bir kısmının aşar ve rusumatı (resimleri ve vergileri) gibi gelirinin belli bir amaca tahsis edilmesidir.
Her ne kadar Vakıflar Yasasının 27. maddesindeki taviz bedeli hükmü, sahih olmayan vakıflar yönünden konuya tam bir açıklık getirmemiş ise de, 17 Şubat 1341 tarih, 552 sayılı Aşar'ın ilgası ve Yerine İkame Edilecek Mahsulatı Arazi Vergisi Hakkındaki kanunla devlet gerek öşür ve gerekse bedel-i öşür mukataasından vazgeçmiş taşınmazın vakıfla ilgisi kesilmiştir. Bu itibarla aşar ve rusumatı vakıf ve tahsis edilmiş taşınmazlar için taviz bedelinin alınamayacağı açıktır. Esasen bu yönde gerek uygulama, gerekse doktrinde tam bir görüş birliği mevcuttur. Söz konusu madde 4.4.1995 tarih, 4103 sayılı yasa ile (sahih, gayrisahih tahsisat kabilinden vb. mevcut mukataalı toprakların veya icareteynli gayrimenkulların mülkiyetleri, bu gayrimenkul hakkında illerde defterdarlık, ilçelerde mal müdürlüğü kıymet takdir komisyonunca takdir edilerek rayiç bedellerinin yüzde elli oranında hesap edilecek taviz karşılığında mutasarrıfına geçirilir. Taviz bedeli ödenmeden ortaklığın giderilmesi veya cebri icra yoluyla satışı yapılacak gayrimenkullerin taviz bedelinin hesaplanmasında satış bedeli esas alınır.) Şeklinde değiştirilmişse de; Aşar ve rusumatı vakıf ve tahsis edilmiş taşınmazların yukarıda belirtilen nedenlerle bu madde kapsamına girmediği kuşkusuzdur.
Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere vakıf türünün belirlenmesi ve belirlenen vakıf türüne göre çekişmeli taşınmazda vakfın bir hakkının kalıp kalmadığının, taviz bedeli ödenip ödenmeyeceğinin vakıf şerhinin doğrudan kaldırılması gerekip gerekmediğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmadan saptanması bu tür davalarda önem kazanmaktadır. Hal böyle olunca vakıflara ait tapu kaydı ilk tesisinden getirtilmeli, vakıf durumunu gösterir kayıtlar ve dayanılan diğer belgeler merciinden istenmeli, Vakıflar Genel Müdürlüğünden kayda işaret edilmiş vakfın türü hakkında bilgi alınmalı ve HUMK. nun 275. maddesi uyarınca yukarıdan beri sayılan ilkeleri kapsar biçimde bilirkişi görüşüne başvurularak sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Açıklanan bu ilkeler uyarınca inceleme ve araştırma yapılmadan 1225 parsele ilişkin davanın kabulü doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
3- dava konusu 2332 parsele gelince; bu parsel 945 parsel sayılı taşınmazın hükmen ifraz ile oluşmuş 4.4.1960 tarihinde davacıların miras bırakanı Mehmet Bayraklı adına tescil edilmiştir. Bu nedenle 2332 parselin tapulama tutanağı yoktur. Ne var ki, 2332 parselin geldisini oluşturan 945 parselin tapulama tutanağının bulunamadığı bildirilmiştir. Az yukarıda açıklandığı üzere, 945 parselin tapulama tesbiti vakıf şerhsiz olarak kesinleşmiş ve 10 yıllık hak düşürücü süreden sonra sicile şerh işlenmişse davanın bu nedenle kabulü gerekir. Ancak, 945 parselin tapulama tesbiti sırasında tutanağa vakıf belirtmesi yazılmış ise, artık tapu sicili şerhsiz oluşmuş ve 10 yıllık süreden sonra sicile vakıf şerhi işlenmiş olsa bile, yukarıda 2.bentte belirtildiği gibi hak düşürücü süre uygulanmaz ve bu durumda da açıklandığı şekilde vakfın türü ile tavize tabi olup olmama yönünden araştırma ve inceleme yapılması zorunlu hale gelir. İşte bu yönler gözardı edilerek, eksik inceleme ve araştırma sonucu 2332 parselle ilgili yazılı olduğu üzere hüküm verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
4- Dava, tapu kaydında yazılı olan vakıf şerhinin silinmesi istemine ilişkin olduğuna göre, bu tür davalar da harç ve avukatlık ücretinin dava değerine bakılmaksızın, maktu tayin ve takdiri gerekir. Mahkemece değinilen bu yön bir yana bırakılarak harcın nisbi tarife uyarınca hesaplanması da doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1. bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin 2116 ve 2224 parsellerle ilgili temyiz itirazlarının reddine, hükmün 2, 3 ve 4. bentte yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 09.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy