(818 S. K. m. 22, 213) (4721 S. K. m. 706, 716) (1512 S. K. m. 89)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 26.8.2002 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 26.10.2004 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, satış vaadi sözleşmesine dayanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Kaynağını Borçlar Kanunu'nun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanunu'nun 213. maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 (önceki Medeni Kanunun 634) ve Noterlik Kanunu'nun 89. madde hükümleri uyarınca noter önünde resen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Medeni Kanunun 716 (önceki Medeni Kanun 642) maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanan tescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan bedel ödenmiş olmalıdır. Ancak, bedelden ödenmeyen bir kısım var ise, bu bedel Borçlar Kanunu'nun 81. maddesi uyarınca depo ettirilir.
Somut olayda; davacı, davalıya ait 20 parsel sayılı taşınmazda bulunan binanın 11 numaralı bağımsız bölümünü noterde 17.01.2002 tarihinde düzenlenen satış vaadi sözleşmesi ile on milyar lira bedel ile satın aldığını dört milyar liranın peşin ödendiğini, bakiye altı milyar liranın taşınmaz üzerinde bulunan ipoteğin davalı tarafından kaldırılmasından sonra ödeneceğinin kararlaştırıldığını, ipoteğin kaldırılmaması nedeniyle bakiye bedeli ödemediğini ileri sürerek, bakiye bedelin depo edilmesi ve ipoteğin kaldırılması suretiyle taşınmazın adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, bakiye bedel depo ettirilerek, depo edilen bedelin ipotek bedeli mahsup edildikten sonra bakiyesinin davacıya ödenmesi suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş; hükmü davalı temyiz etmiştir.
Taraflar arasındaki 17.01.2002 tarihli satış vaadi sözleşmesi yukarıda birinci bentte açıklandığı resmi şekilde yapılmıştır. Bu sözleşme uyarınca bakiye bedelin 05.04.2002 tarihine kadar ödeneceği kararlaştırılmış, sözleşmenin yapıldığı tarihte mevcut olan ipoteğin davalı satış vaadi borçlusu tarafından kaldırılacağına dair bir hüküm yer almamıştır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 290 maddesi uyarınca, senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı savunma olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ancak senet ile ispat edilebilir. Satış vaadi sözleşmesinde ipoteğin davalı satış vaadi borçlusu tarafından kaldırılacağı veya ipotek bedelinin davalı tarafından ödeneceği hususunda bir hüküm bulunmadığı gibi bu husus davacı tarafça resmi senet ile de kanıtlanamamıştır.
Hal böyle olunca; depo edilen bedelin davalıya ödenmek suretiyle dava konusu taşınmazın ipotekle yükümlü olarak davacı adına tesciline karar vermek gerekirken tanık beyanlarına itibar edilerek istemin tümü ile hüküm altına alınması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 06.12.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy