(3402 S. K. m. 22) (1086 S. K. m. 76)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 6.12.1993 gününde verilen dilekçe ile yüzölçümü düzeltilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 16.12.2003 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Hazine, 1956 yılında tamamlandığı anlaşılan kadastro ile Hazine adına tesbit edilen 203 ve 204 parseller ile bunların bilahare yapılan ifrazları ile oluşan parsellerin zemindeki sınırları ile paftalara yansıyan sınırları arasında farklılıklar bulunduğunu ileri sürerek bu farklılığın zemine uygun oluşturulacak yeni pafta ile düzeltilmesini istemiştir.
HUMK. nun 76. maddesi ile getirilen kural gereği olayları anlatmak taraflara, anlatılan olaylara göre nitelendirmeyi yapmak ve buna uygulanacak kanun hükümlerini bulmak görevi Hakime aittir.
Tapuya bağlanmış taşınmazların geometrik durumlarını gösterir haritalar, uygulamada ve birçok yasalarda pafta ana sözcüğü ile isimlendirilmekte olup, ölçekli çizildikleri bilinen bu paftaların mülkiyet sahipleri ve komşularınca benimsedikleri ortak sınırları zemindeki durumları ile aynen yansıtması gerekmektedir. Hizmetin yoğunluğu ve zaman zaman yeterli ölçü aletlerinin teknik eleman hizmetine sunulmamış bulunması nedeniyle, taşınmaz zemin sınırları ile uyumlu kroki ve harita oluşturulmadığı ve uygulamada yararlanılan paftaların bu yanlışlığı taşımasından ötürü sıkça uyuşmazlıklar çıktığı da bilinen bir gerçektir.
Somut olayda; 1955 yılında parsellere ait paftaların oluşturulması sırasında benzer hataya düşüldüğü anlaşıldığı gibi, bu parsellerin ihtiyaç nedeniyle iskan sahiplerine dağıtılması amacıyla sonradan yapılan ifrazlarında da zemindeki sınırları ile pafta sınırlarının uyuşmayacak biçimde kroki düzenlenerek bu yanlışlıkların paftalarına da yansıtıldığı anlaşılmaktadır. Davacı olan Hazinenin bu şekilde gelişen hatalara bağlı sonuçların yargı yoluyla düzeltilebileceği inancıyla dava açtığı anlaşılmaktadır. Münferit olarak parsellerden sadece birisi tarafından getirilen düzeltme istemli dava yargı hükmüyle yerine getirilirken verilecek hükümlerin başka uyuşmazlıklar doğurmaması gerekir.
Somut olayda Hazineye ait parsellerde düzeltme yapılmasına karar verilmesi halinde öncesi 203 ve 204 parsel olan parsellerden ifrazla oluşan diğer parselleri de benzer sınır uyuşmazlıklarına sokacağı aşikardır. Yargıya varılırken, tarafların dışında başkalarını da etkileyecek hükümler verilemeyeceği gibi, sonucu itibariyle başkalarının hukukunu daraltır veya zorlaştırır şekilde hüküm de kurulamaz. Ne var ki, davacı tarafça yargı önüne getirilen hususun bir şekilde devlet eliyle düzeltilmesinde de zaruret vardır. Mevcut durumların sıklıkla tekrarlanması nedeniyle hak sahiplerinin sızlanmasını ortadan kaldırmak amacıyla 23.6.1983 tarihinde kabul edilen 2859 sayılı yasa yürürlüğe konmuştur.
Bundan ayrı 5304 sayılı Yasa ile değişik 3402 sayılı Kadastro Kanunun 22. maddesi de idareye benzer görevler yüklemiştir. Bu yasalara göre gerçeğe uygun paftanın oluşturulması için yapılması gerekenler sayılırken, zemindeki sınırları gerçeğe uygun şekilde göstermediği tespit edilen paftalar için idarenin harekete geçirilmesi öngörülerek, talep sahiplerinin istemlerini Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne iletmeleri ve bu kurumca gerekenlerin yapılacağı öngörüldüğüne göre, davadaki istemin adli yargı yerinde ileriye sürülmesi olanaklı değildir. Açıklanan nedenle davanın reddine karar verilecek yerde uyuşmazlığı çözmekte mahkemenin kendini görevli kabul ederek buna göre hüküm kurması yasaya aykırı görüldüğünden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, 30.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy