(4721 S. K. m. 747)
Dava: Davacı tarafından, davalılar aleyhine 6.4.2006 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı tesisi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davalı G. Şenol yönünden davanın kabulüne, diğer davalılar yönünden ise davanın reddine dair verilen 05.07.2006 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı G. Şenol tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, Türk Medeni Kanunu'nun 747 (önceki Medeni Kanunu'nun 671.) maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyaç veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nispi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir. Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir. Geçit ihtiyacı olan kişi davasını öncelikle taşınmazların mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltmelidir. Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi gerekir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil objektif esaslara uygun belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır. Uygun güzergah saptanırken, aleyhine geçit kurulan taşınmazın kullanım bütünlüğü bozulmamalıdır. Taşınmazın kullanım bütünlüğünün bozulmasının zorunlu olduğu hallerde bu husus gerekçelendirilerek geçit hakkı tesisi edilmelidir. Somut olaya gelince; Dava, 1764 parsel lehine, 1767, 1748, 1766 ve 1765 parsel malikleri aleyhine geçit hakkı istemi ile açılmıştır. Mahkemece sadece bu parseller değerlendirilerek hüküm kurulmuştur. Uygun güzergah saptanması için yapılan araştırma ve inceleme yeterli değildir. Dava ve tesbit dosyasında davacıya ait 1764 parselin bütün çevresini gösterir şekilde krokisi getirtilmemiştir. Bütün alternatiflerin araştırılarak en uygun ve en ekonomik olan güzergahın tesbit edilmesi gerekir. Bunun için davacının 1764 parselinin çevredeki genel yola çıkışları gösterir şekilde krokisi getirtilip kuzeyde, batıda ve güneyde yol olup olmadığına bakılarak en uygun alternatiflerin araştırılması gerekir. Ayrıca mahkemece değerlendirilen iki alternatifin ortak sınırından fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gereği geçit kurulabilme durumu değerlendirilmelidir. Bu nedenle başka alternatifler bulunursa, değerlendirilecek tüm parsel maliklerinin harçlı dilekçe ile davaya katılmaları veya ayrı bir dava açılması için davacıya yeterli süre verilerek bu dava ile birleştirilmesi sağlanarak üretilecek alternatiflerden en uygunu üzerinden geçit kurulması yerine eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, 23.11.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy