(4721 S. K. m. 2, 706, 747) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 22.8.2006 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 6.10.2006 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayanılarak geçit tesis istemi ile açılmıştır.
Mahkemece paydaş olan kişiler arasında resmi bir taksim işlemi yapılmadan geçit tesis edilemeyeceği nedeniyle dava reddedilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
Çekişme konusu 96 parselde davacı ve davalı paydaştır.
Davacı tarafın haricen düzenleyerek dosyaya sunduğu krokiden, tarafların 96 parsel sayılı taşınmazı fiilen taksim ederek kullandıkları, davacının geçit talep ettiği yerinde genel yola çıkış için yol olarak ayrıldığı görülmektedir. Gerçekten hukuki taksim yapılıp taşınmaz fiili kullanım şekline uygun ifraz edilmeden davacının 96 parsel sayılı taşınmazda geçit tesisi istemesi mümkün olmadığı gibi bir taşınmazda paydaşın payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa diğer paydaşın elatmasının önlenmesini istemesi de mümkün değildir.
Ancak, yurdumuzda sosyal ve ekonomik nedenlerle paylı bir taşınmazın resmi ifrazı yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilerek kullanıldığı da bir gerçektir. Tapulu bir taşınmazın Türk Medeni Kanunun 706, B.K.nun 213 ve Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına harici veya fiili taksim ile bölünme olanağı yoksa da, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş, ya da paydaşlar arasında fiili kullanma şekli oluşarak uzunca bir süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı fakat fiilen bağımsız bir hal alan kullanma şekli yapılacak resmi bir taksime veya şuyuun satış sureti ile giderilmesine yada o yerde imar uygulaması yapılmasına kadar korunmalıdır. Ahde vefa kuralı yanında Türk Medeni Kanunun 2. maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralı da bunu gerektirir.
Hal böyle olunca mahkemece yerinde keşif yapılmak suretiyle taşınmazın paydaşlar arasındaki kullanım durumunun ne olduğu saptanmalı, bu fiili kullanım durumuna göre paydaşların genel yola çıkış için bir kısım yer ayırıp ayırmadığı hususu üzerinde durularak genel yola çıkış için ayrılmış bir bölüm varsa düzenlenecek krokiye işaret ettirilmeli, açılan dava paydaşlar arasındaki men'i müdahale davası olarak kabul edilmek suretiyle sonucu doğrultusunda bir hüküm kurulmalıdır.
Değinilen hususların gözetilmemesi kararın bozulmasını gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 30.01.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy