(4721 S. K. m. 640, 701, 702, 703)
Dava: Dava, tapu kayıtlarındaki vakıf şerhinin terkini istemiyle açılmıştır. Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine verilen dilekçe ile tapu kayıtlarında vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Vakıflar İdaresi vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, tapu kayıtlarındaki vakıf şerhinin terkini istemiyle açılmıştır.
Mahkemece, davanın kabulüne dair hüküm Dairemizin 1.11.2004 günlü ilamında yazılı nedenlerle bozulmuş, bozmaya uyulmasından sonra da dava kabul edilmiş, hükmü davalı Vakıflar Genel Müdürlüğü temyiz etmiştir.
Hükmüne uyulan Dairemizin 1.11.2004 günlü bozma kararında 524, 525, 649, 650, 651, 652, 653, 28, 29, 512, 837 ve 526 parsellerin elbirliği mülkiyet rejimine tabi olduğu davacılar dışındaki maliklerinde davaya katılmalarının sağlanmasında yasal zorunluluk bulunduğuna işaret edilmiştir.
Gerçekten elbirliği halinde mülkiyette (somut olayda olduğu gibi) mirasçılar arasında ortaklık bağı vardır. Bu kişiler mirasçı sıfatı ile bir mala veya hakka birlikte malik olmak durumundadır. Medeni Kanun'un 701-703 maddeleri uyarınca bu tür mülkiyetin ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından ortaklardan her birinin eşya üzerinde doğrudan bir hakkı da yoktur. Bu anlatımın doğal sonucu olarak da mülkiyet bütünüyle ortakların tümüne aittir. Elbirliği mülkiyetinde malikler mülkiyet payını ayırmadığından eşya üzerinde paydaş değil, ortaktır. Yine bu tür mülkiyette işin özelliği gereği ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır. Şayet davalı olacaklarsa davanın ortakların tümü aleyhine açılması gerekir. Medeni Kanunu'muzda bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, açtığı bu davanın devam edebilmesi için öteki ortakların açılan davaya olur vermeleri ya da davanın miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile sürdürülebileceği kural olarak benimsendiğinden ve dava ehliyetinin varlığı Mahkemece resen araştırılması gereken hususlar arasında bulunduğundan davaya katılmayan ortakların olurları alınmaksızın veya Medeni Kanun'un 640. maddesi uyarınca miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülebileceği göz ardı edilerek anılan parsellere ilişkin çekişmenin esasının incelenip dava kabul edildiğinden karar bozulmalıdır.
Diğer taraftan, bozma kararından sonra mahkemece vakfın türü bakımından bilirkişi incelemesi yaptırılmış bilirkişi Hikmet Erkoyuncu 10.10.2005 günlü raporunda Gazi Turhan Bey Vakfı'nın sahih vakıflardan olduğu, taviz bedeli ödenmeden kayıtlardaki vakıf şerhinin silinemeyeceğini gerekçeleriyle belirtmiştir. Bu raporda ortaya konan görüşleri temyiz incelemesi aynı gün yapılan Uzunköprü Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2004/342 Esasındaki bilirkişi Ali Akyıldız'da düzenlediği raporunda doğrulamıştır. Bu şekilde Gazi Turhan Bey Vakfı'nın sahih vakıflardan olduğu, taviz bedeli ödenmeksizin şerhin terkin edilemeyeceği ortaya çıktığından mahkemece 70-599-600 ve 601 parsellerle ilgili davanın reddi gerekirken konusunda uzman kişilerce düzenlenen raporlardaki görüşler bir yana bırakılarak bu parsellerle ilgili davanın kabul edilmesi de doğru olmamıştır.
Karar bu nedenle de bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 08.05.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy