(4721 S. K. m. 2, 3)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 25.6.1998 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 15.7.2005 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar Hanife, Ayten Gülçehre, Hacer ve Esra vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece, dava kabul edilmiş hükmü Mevlüde mirasçısı olan davalılar temyiz etmiştir.
Davanın tarafları Düzce Çınardüzü köyünde ikamet eden kişilerdir. 28.4.1998 günlü satış vaadi sözleşmesine konu 90, 82, 329, 115, 67 ve 325 parsellerde aynı köyde bulunmaktadır. Taşınmaz maliki olan davalıların miras bırakanı Mevlüde Çalışkan 10.4.1992 tarihinde davacı Muharrem Şen'in oğlu Mustafa Şen'e vekaletname vermiş bu vekaletnameye dayanarak vekil 10.5.1996 tarihinde çekişme konusu taşınmazları dava dışı Ali Şen'e bu kişide vekaleten satış yoluyla davacıların miras bırakını Muharrem Şen'e satmıştır. Ne var ki; taşınmazın ilk maliki olan Mevlüde Çalışkan 10.4.1992 tarihli vekaletnameyle Mustafa Şen'e verdiği yetkilerden bu kişiyi 29.11.1995 tarihinde azletmiş, ancak vekaletnameyi Muharrem'e verdiği düşüncesiyle azilnameyi onun adına düzenlemiş azil iradesi davacı Muharrem Şen'e 5.12.1995 tarihinde bildirilmiştir. Görülüyor ki, vekil vekaletname ile kazandığı yetkileri kullanmaya başladığı 10.5.1996 tarihinden önce vekalet görevinden azledilmiş bulunmaktadır.
Borçlar Kanunu'nda sadakat ve özen borcu vekil edene karşı en önde gelen borcu olarak kabul edilmiş ve yasanın 390/2. maddesinde vekil müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ve mükelleftir, hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve onun iradesine uygun hareket etme onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Hiç kuşkusuz vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyiniyet sahibi kişi ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullanmadığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni de bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır ve vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı hakları etkilemez.
Ancak, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötüniyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor ya da bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde yazılı dürüst davranma kuralının doğal bir sonucudur.
Somut olayda, az yukarıda sözü edildiği üzere tarafların tamamı dar bir çevre olan köy yerinde ikamet etmektedir. Böylesine kapalı bir toplumda yaşayan kişilerin birbirlerinin hal ve davranışlarını izlediği ve yapılan iş ve işlemlerden haberdar olduklarının kabulü hayatın olağan akışı gereğidir. Açıkça söylemek gerekirse 29.11.1995 günlü vekalet görevinden azil beyanına muttali olan davacı Muharrem'in vekalet görevi sona erdiği halde temlik sözleşmeleri düzenleyen Mustafa Şen'in durumundan haberdar olmadığını kabul etmek mümkün değildir.
Davacı vekilin vekalet görevinin sona erdiğinin bilebilecek durumda olduğundan Medeni Kanunun 3. maddesi uyarınca kötüniyetinin ayrıca davalılar tarafından ispatı da gerekmez. İyiniyet iddiasında bulunamayacak durumda olan bu kişinin azil iradesine rağmen mülk edinme olanağı bulunmadığından mahkemece davanın reddi yerine somut olayın değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek kabulü doğru olmamış kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 27.04.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy