(2762 S. K. m. 27) (1086 S. K. m. 275)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 11.07.2003 tarihinde verilen dilekçe ile taviz bedeline tabi olmadığının tespiti ve tapuda vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne vakıf şerhinin terkini talebinin hakdüşürücü süre sebebiyle reddine, taviz bedeline tabi olmadığının tespitine dair verilen 2.6.2005 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davalı Vakıflar İdaresi vekili ve davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, tapu kayıtlarındaki vakıf şerhinin silinmesi istemiyle açılmıştır.
Mahkemece hakdüşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddine, ancak kayıtlarda geçen Sultan Beyazıt Vakfı'nın gayrisahih nitelikte ve taviz bedeline tabi olmayan vakıflardan bulunduğunun tespitine karar verilmiş, hükmü taraflar temyiz etmiştir.
Uyuşmazlık, öncesi 362 parsel olan 450 ada 1 parsel s. taşınmazdaki vakıf şerhinin terkinine ilişkindir. 362 parsel s. taşınmazın kadastro tutanağı beyanlar hanesinde Sultan Beyazıt Vakfı'ndan gelme olduğu şerhi yazılıdır. Tutanak mahkemenin kabul ettiğinin aksine 28.12.1983 gününde değil, Tapu Sicil Müdürlüğünün 16.12.2004 günlü yanıtına göre 22.12.1999 gününde kesinleşmiştir. Böyle olunca 11.07.2004 gününde açılan dava 10 senelik süre içerisinde açılmıştır. Mahkemenin hakdüşürücü serinin geçtiği sebebiyle davayı reddetmiş olması açıklanan bu sebeple doğru olmamıştır. Kaldı ki, vakıf şerhinin terkini için 10 senelik süreye bakılmaksızın dava açılması mümkündür. 10 senelik süre geçmiş olsa bile açılan davada önemli olan vakfın niteliğinin belirlenmesidir. Şayet terkini istenen vakıf gayrisahih vakıf ise kayıtlardaki vakıf şerhi vakıfta Vakıflar İdaresinin ivaz hakkı bulunmadığından kabul edilecek şerh sahih bir vakıfa ilişkin ise, terkin ivaz karşılığı yapılacaktır. Çünkü vakıf taşınmazlardaki Vakıflar İdaresinin hakkı taviz bedeliyle sınırlıdır.
Burada eski hukukumuzda kaynağını Arazi Yasasının 4. maddesinden alan ve vakıfları mülkiyet hakkının devredilip edilmemesine göre vakfın nitelik bakımdan ayıran iki türünden bahsetmek yerinde olacaktır.
Bunlardan ilki, sahih vakıflardır. Sahih vakıflar aynı anda akara tahsisli gelirlerinden yararlanılan vakıf türüdür. Sahih vakıflarda getirdikleri gelirlere göre ya mukataalı vakıf veyahutta icareteynli vakıflar olarak ayrıma tabi tutulur.
Diğeri ise, sahih olmayan vakıflar yani tahsis ve irsat kabilinden gayrisahih vakıflardır. Bunlar padişah ya da onun izin verdiği kişiler tarafından miri arazi türü denen arazi üzerinde meydana getirilen vakıflardır. Arazi Kanunnamesinde miri araziler, kadim köy ve kasabaların tümüyle dışında kalan tarla, çayır, yaylak, kışlak, koru veya benzeri yerler olarak tarif edilmektedir. Görüldüğü üzere sahih vakıfların konusunu kadim köy kasaba ya da şehir içerisindeki mülk topraklar teşkil etmekte iken sahih olmayan vakıfların konusunu anılan kadim yerleşim birimlerinin tümüyle dışında kalan miri yani Devlete ilişkin araziler teşkil etmektedir.
Uygulama ve doktirinde vergi ve resimlerin (aşar ve rusumatın) bir hayır cemiyetine tahsis edildiği vakıflarda her ne kadar 2762 s. Vakıflar Kanunun 27. maddesinde sahih olmayan vakıflar yönünden tam bir açıklık bulunmamakta ise de; taviz bedeli alınamaması gerektiğinde tam bir birlik vardır. Açıkçası vakıfların taviz bedeli alınarak mülkiyetini mutasarrıfına terk edeceği vakıf türleri sahih vakıflardır. Gayrisahih olan vakıf türlerinde Vakıflar İdaresinin taviz bedeli istemesine olanak bulunmadığından Vakıflar Genel Müdürlüğünün dava açarak sahih olmayan bir vakfa ilişkin şerhin tapu siciline işlenmesini istemesinde de hukuki yararı yoktur.
Vakfiye kapsamındaki her taşınmazın coğrafi konumu ve hukuki durumu ayrı ayrı olacağından bu taşınmazların kadim köy, kasaba ya da şehir içerisindeki mülk topraklar içerisinde olup olmadığının dosya üzerinde yapılan bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkartılması doğru olmaz. O yüzden incelemenin keşfen yapılması taşınmazın konumunun düzenlenecek paftada kadim köy ve kasaba ya da şehirlere göre haritasında işaret edilmesi vakfın niteliği hakkında bu belirlemeden sonra görüş bildirilmesi gerekir.
Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere vakıf türünün belirlenmesi ve belirlenen vakıf türüne göre çekişmeli taşınmazda vakfın bir hakkının kalıp kalmadığının, taviz bedeli ödenip ödenmeyeceğinin vakıf şerhinin doğrudan kaldırılması gerekip gerekmediğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmadan saptanması bu tür davalarda önem kazanmaktadır. Hal böyle olunca vakıflara ilişkin tapu kaydı ilk tesisinden getirtilmeli, vakıf durumunu gösterir kayıtlar ve dayanılan sair belgeler merciinden istenmeli, Vakıflar Genel Müdürlüğünden kayda işaret edilmiş vakfın türü hakkında bilgi alınmalı ve HUMK. nun 275. maddesi uyarınca yukarıdan beri sayılan ilkeleri kapsar şekilde bilirkişi görüşüne başvurularak sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır.
Mahkemece bütün bu hususlar bir yana bırakılarak vakfın taviz bedeline tabi olmayan vakıf türlerinden olduğunun kabulü yanlıştır. Karar bu sebeple bozulmalıdır.
Bütün bunlardan ayrı dava kayıt maliklerinden Asiye ve Zeynep'in mirasçıları sıfatıyla açılmıştır. Dosyada kayıt maliki Asiye'ye ilişkin mirasçılık belgesi var ise de, Zeynep'in mirasçılarını gösterir veraset ilamı bulunmadığından davacıların kayıt maliki Zeynep ile ilişikleri anlaşılamamaktadır. Bu eksikliğin de giderilmesi şayet yapılarak araştırma ve inceleme sonucu vakfın taviz bedeline tabi olmayan gayrisahih vakıf olduğu sonucuna ulaşılırsa vakıf şerhinin kayıt maliklerinin payları üzerinden kaldırılması gerekir.
Karar açıklanan sebeplerle bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarda açıklanan sebeplerle tarafların temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin harçların istem halinde yatıranlara iadesine, 02.10.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy