(3402 S. K. m. 12) (2762 S. K. m. 27) (1086 S. K. m. 275)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 26.3.2002 tarihinde verilen dilekçe ile tapu kayıtlarında vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın süre yönünden reddine dair verilen 10.2.2006 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, tapu kayıtlarındaki vakıf şerhinin silinmesi istemiyle açılmıştır.
Mahkemece, hakdüşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddine, karar verilmiş, hükümü davacı İl Özel İdaresi temyiz etmiştir.
Gerçekten, 12752 ada 1 parsel s. taşınmazın geldisi olan 295 ada 1, 2 ve 3 parsellerin tapu kayıtlarına Muratpaşa Vakfı şerhi 1946 yılındaki kadastroda işlenmiş 8.10.1946 olan kadastronun kesinleşmesi gününden davanın açıldığı 26.3.2002 gününe kadar 10 senelik süre geçirilmiştir.
Burada öncelikle belirtilmelidir ki vakıf şerhinin terkini için 10 senelik süreye bakılmaksızın dava açılabilir. 10 senelik süre geçmiş olsa bile açılan davada önemli olan vakfın niteliğinin belirlenmesidir. Şayet terkini istenen şerh gayrisahih bir vakfa ilişkin ise kayıtlardaki vakıf şerhi Vakıflar İdaresinin ivaz hakkı bulunmadığından bedelsiz kaldırılacak ve fakat bu şerh sahih bir vakfa ilişkin ise terkin ivaz karşılığı yapılacaktır. Olayın 3402 s. Kadastro Yasanın 12/3 maddesi ve 2.4.2004 gün 1/1 s. İçtihadı Birleştirme Kararı ile bir ilgisi yoktur. Çünkü vakıf taşınmazlardaki Vakıflar İdaresinin hakkı taviz bedeliyle sınırlıdır.
Eski hukukumuzda kaynağını Arazi Yasasının 4. maddesinden alan ve vakıfları mülkiyet hakkının devredilip edilmemesine göre vakfın nitelik bakımdan ayıran iki türünden bahsetmek yerinde olacaktır.
Bunlardan ilki, sahih vakıflardır. Sahih vakıflar aynı anda akara tahsisli gelirlerinden yararlanılan vakıf türüdür. Sahih vakıflarda getirdikleri gelirlere göre ya mukataalı vakıf veyahutta icareteynli vakıflar olarak ayrıma tabi tutulur.
Diğeri ise, sahih olmayan vakıflar yani tahsis ve irsat kabilinden gayrisahih vakıflardır. Bunlar padişah ya da onun izin verdiği kişiler tarafından miri arazi türü denen arazi üzerinde meydana getirilen vakıflardır.
Arazi Kanunnamesinde miri araziler, kadim köy ve kasabaların tümüyle dışında kalan tarla, çayır, yaylak, kışlak, koru veya benzeri yerler olarak tarif edilmektedir. Görüldüğü üzere sahih vakıfların konusunu kadim köy kasaba ya da şehir içerisindeki mülk topraklar teşkil etmekte iken sahih olmayan vakıfların konusunu anılan kadim yerleşim birimlerinin tümüyle dışında kalan miri yani Devlete ilişkin araziler teşkil etmektedir.
Uygulama ve doktirinde vergi ve resimlerin (aşar ve rusumatın) bir hayır cemiyetine tahsis edildiği vakıflarda her ne kadar 2762 s. Vakıflar Kanunun 27. maddesinde sahih olmayan vakıflar yönünden tam bir açıklık bulunmamakta ise de; taviz bedeli alınamaması gerektiğinde tam bir birlik vardır. Açıkçası vakıfların taviz bedeli alınarak mülkiyetini mutasarrıfına terk edeceği vakıf türleri sahih vakıflardır. Gayrisahih olan vakıf türlerinde Vakıflar İdaresinin taviz bedeli istemesine olanak bulunmadığından Vakıflar Genel Müdürlüğünün dava açarak sahih olmayan bir vakfa ilişkin şerhin tapu siciline işlenmesini istemesinde de hukuki yararı yoktur.
Vakfiye kapsamındaki her taşınmazın coğrafi konumu ve hukuki durumu ayrı ayrı olacağından bu taşınmazların kadim köy, kasaba ya da şehir içerisindeki mülk topraklar içerisinde olup olmadığının dosya üzerinde yapılan bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkartılması doğru olmaz. O yüzden incelemenin keşfen yapılması taşınmazın konumunun düzenlenecek paftada kadim köy ve kasaba ya da şehirlere göre haritasında işaret edilmesi vakfın niteliği hakkında bu belirlemeden sonra görüş bildirilmesi gerekir.
Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere vakıf türünün belirlenmesi ve belirlenen vakıf türüne göre çekişmeli taşınmazda vakfın bir hakkının kalıp kalmadığının, taviz bedeli ödenip ödenmeyeceğinin vakıf şerhinin doğrudan kaldırılması gerekip gerekmediğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmadan saptanması bu tür davalarda önem kazanmaktadır. Hal böyle olunca vakıflara ilişkin tapu kaydı ilk tesisinden getirtilmeli, vakıf durumunu gösterir kayıtlar ve dayanılan sair belgeler merciinden istenmeli, Vakıflar Genel Müdürlüğünden kayda işaret edilmiş vakfın türü hakkında bilgi alınmalı ve HUMK. nun 275. maddesi uyarınca yukarıdan beri sayılan ilkeleri kapsar şekilde bilirkişi görüşüne başvurularak sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır.
Mahkemece bütün bu hususlar bir yana bırakılarak hakdüşürücü sürenin geçirildiğinden bahisle davayı reddetmiş olması doğru olmamış, eksik inceleme araştırma ve yanılgılı değerlendirme sonucu verilen kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan sebeplerle davacının temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 02.10.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy