(4342 S. K. m. 1, 3, 11, 12) (1086 S. K. m. 388, 389)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 12.7.2002 tarihinde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 13.12.2005 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davalı vekili ve davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, mera komisyon kararının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
Mahkemece, eldeki dava, mülkiyet hakkına dayalı dava imişcesine nitelendirilerek davacı köy tarafından davalı köy aleyhine açılan müdahalenin men'i davasının kabulüne karar verilmiş,
Hükmü taraf köyler temyiz etmiştir.
4342 s. Mera Yasanın 1. maddesinde Mera Yasanın amacı; daha önce çeşitli Kanunlarla tahsis edilmiş veya kadimden beri kullanılmakta olup mera, yaylak, kışlak ve kamuya ilişkin otlak ve çayırların tespiti, tahdidi ile köy veya Belediye tüzel kişilikleri adına tahsislerinin yapılması
şeklinde nitelendirilmiştir. Kanunun daha sonra gelen hükümlerinde bu amaca ulaşmak için teknik ekip ve komisyonların uymaları gerekli usul yöntemi ve tespit, tahdit ve tahsis işlemlerinin yerine getirilmesinde uyulacak kuralların ne olduğu gösterilmiştir.
Dosya arasındaki mera komisyonunun iş ve işlemlerini gösterir bilgi ve belgelerden teknik ekipçe daha sonra 113 ada 159 parsel sayısını alan taşınmaz bölümünün mera olarak tespitinin yapıldığı, mera olan bu yerin 1/5000 ölçekli memleket haritasına işaretlendiği bu sınırların arazi üzerinde de kalıcı işaretlerle işlendiği anlaşılmaktadır. 113 ada 159 parsel sayısını alan ve mera olan tespit ve tahdidi yapılan bu yer komisyonca davalı köy tüzel kişiliğine tahsis edilmiş, tahsis işleminin Valilikçe onaylanmasından sonra sonuçları 24.07.2002-26.08.2002 tarihleri arasında ilan edilmiş, eldeki dava ise 12.7.2002 gününde askı ilan süresinden önce açılmıştır.
Mera Yasanın 3. maddesindeki tahsis tanımına göre bu işlem çayır, mera ve kışlakların kullanımlarının verimlilik ve sosyal adalet ilkelerine uygun biçimde düzenlenerek yararlanılmasının münferiden ya da müştereken bir veya birkaç köy veya belediyeye bırakılmasıdır. Mera komisyonunun tespit ve tahdidi yapılan mera, yaylak veya kışlağı hangi ölçüler dairesinde hangi köy ya da belediyeye münferiden veya müştereken tahsisinde ne gibi kurallara uyması gerektiği ise 4342 s. Mera Yasasının 11 ve 12. maddelerinde gösterilmiştir. Özellikle kanunun 11/2. maddesinde
köy veya belediyenin münferiden veya müştereken yararlanacağı mera, yaylak ve kışlak ihtiyacının belirlenmesinde bu alanların karakter ve otlatmak kapasite bitkisel ve hayvansal gelişme ve otlatılacak hayvan miktarının dikkate alınacağı hesaplamada bir büyükbaş hayvan birimi için verilmesi gereken mera, yaylak ve kışlak alanı üzerinde o yerdeki çiftçi ailelerinin otlatma hakkı bulunduğu hükmüne yer verilmiştir. Kuşkusuz mera komisyonunun tahsis yaparken tahsisi yapılacak meranın niteliğini, yüzölçümünü, otlatma kapasitesinin kalitesini o köyün hayvan sayısını ve otlatma hakkı olanların sayısını dikkate alması gerekir. 4342 s. Mera Yasasının uygulaması sırasında mera çalışma alanı olarak ilan edilen sahanın bir başka köy idari sınırları içinde kalıp kalmamasının bir önemi olmadığı gibi bir yerin kadimden beri bir veya birkaç köy yada belediye tarafından kullanılmış olmasının da önemi yoktur. Bu gibi yerlerden yalnızca o yerin mera niteliği ile tespit ve tahdidi yapılırken yararlanılır.
Az yukarda sözü edilen, mera komisyonunun çalışmalarını gösterir teknik ekip ve komisyon çalışmalarına ilişkin tutanaklardan tespit, tahdit ve mera olarak sınırlandırılan 113 ada 159 parselin tahsisinde Kanunun 11. ve 12. maddelerinde sayılan kurallara uyulduğu anlaşılmaktadır. Bu kurallara uyularak yapıldığı anlaşılan komisyonunun tahsis kararını kaldırılmasını gerektiren haklı ve hukuki bir nedende davacı tarafından bildirilmediğinden, sonuç olarak tahsis kararının kaldırılmasına yönelik olan davanın reddi gerekir.
Mahkemece bu hususlar bir yana bırakılarak salt dava konusu taşınmazın kadim kullanımının davacı köyde olduğunu bildiren tek bir bilirkişinin sözüne bakılarak davanın kabul edilmiş olması bozmayı gerektirir.
Mahkemece kurulacak hüküm fıkrasının neleri içermesi gerektiği HUMK. nun 388 ve 389. maddelerinde sıralanmıştır. Özellikle 389. madde de verilen kararda iki tarafa yükletilen ve bahşedilen hakların şüphe ve tereddüdü gerektirmeyecek açıklıkta yazılması gereği vurgulanmıştır. Kanunun bu hükmü ile amaçlanan tarafların ileride yeni bazı çekişmeler içine düşmesini önlemek aralarında yeni bazı davaların önüne geçmektir.
Mahkemece Yenice Köyü Muhtarlığı tarafından Bulduk köyü muhtarlığı aleyhine açılan müdahalenin meni davasının kabulüne dair hüküm kurulmuşsa da bu hükmün infaz olanağı olmadığı ortadadır. Açıkçası hüküm HUMK. nun 388 ve 389. maddelerinde sayılan niteliklerini taşımadığından infaz edilemez. Mahkemenin bu yönü de göz ardı etmesi doğru olmamıştır.
Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarda açıklanan sebeplerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istem halinde yatırana iadesine, 10.10.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy