(4721 S. K. m. 747, 748)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 21.4.2004 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 2.6.2006 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar İ., Ş. ve E. tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, adına kayıtlı 1140, 1141 ve 1146 parsel sayılı taşınmazları yararına davalılara ait 1144 parsel sayılı taşınmazdan geçit hakkı kurulması isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar bir kısım davalının temyizi üzerine Dairemizin 5.4.2005 tarih 2005/1985 E. 2005/2895 K. Sayılı ilamı ile davaya bakmakla Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesi ile bozulmuş, yerel mahkemece bozma kararına uyulmuş, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar İ., Ş. ve E. tarafından temyiz edilmiştir. Dava, Türk Medeni Kanunu'nun 747. maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyaç veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nisbi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir. Geçit ihtiyacı olan kişi davasını öncelikle taşınmazların mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltmelidir.
Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi gerekir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir.
Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil objektif esaslara uygun belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken, aleyhine geçit kurulan taşınmazın kullanım bütünlüğü bozulmamalıdır. Taşınmazın kullanım bütünlüğünün bozulmasının zorunlu olduğu hallerde bu husus gerekçelendirilerek geçit hakkı tesisi edilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak, özellikle tarım alanların nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu miktarı aşan bir yol verilecekse bunun gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliğine uygun atanacak bilirkişiler aracılığı ile objektif kriterler esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel hükümden önce depo ettirilmeli, şayet dava tarihi ile hüküm tarihi arasında taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş ve bu sürede de geçit için öngörülen bedel davanın daha başında belirlenmişse, bu bedelin ödenmesine karar verilmesi halinde, mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olunacağı durumlarda hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak davranışları önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tesbiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Medeni Kanunun 748/3. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Medeni Kanunun 747. maddesi uyarınca genel yola çıkmak için yeterli yolu bulunmayan taşınmaz malikinin komşularından bedeli karşılığında en uygun yerin kendisine geçit hakkı olarak bırakılmasını isteyebileceği öngörülmüştür. Burada amaç genel yola çıkmak için yolu bulunmayan taşınmazları genel yola ulaştırmaktır. Bu nedenle davacı parselleri yararına tesis edilen geçidin, taşınmazı genel yola kesintisiz ulaştırması sağlanmalıdır.
Davacı 1140, 1141 ve 1146 parselleri için geçit istemiş, kararın hüküm kısmında her üç parsel lehine geçit hakkı tesisine karar verilmiş ise de, kurulan geçit 1140 ve 1141 parseller ile irtibatlandırılmamıştır.
Bu durumda davacıya 1140 parsel sayılı taşınmaz yararına 1141 ve 1146, 1141 parsel sayılı taşınmaz yararına da 1146 parsel sayılı taşınmazdan 'akdi geçit hakkı' kurdurma olanağı tanınmalı ya da istek halinde hükmen davacının taşınmazları arasında kesintisiz olarak ulaşımı sağlayacak şekilde geçit kurulmalıdır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun uyarınca, bir davanın açıldığı tarihteki koşullara göre irdeleneceği kuşkusuzdur. Bu nedenle de, geçit hakkı davalarında geçit bedelinin dava tarihine göre belirlenmesi genel kuraldır. Ancak, bir davanın yıllarca sürdüğü olgusu ve geçit davalarında fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesinin egemen olduğu da gözetildiğinde, geçit için öngörülen tam bedelin, dava tarihine göre saptanması mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağdur edilmesine yol açabilir. Kaldı ki, davacı yanın yargılamayı uzatmaya yönelik tutum içerisine girmesine de neden olabilir.
Açıklanan nedenlerle, geçit bedeli saptanırken öncelikle dava tarihindeki değer üzerinden hesaplama yapılmalı, hüküm tarihi nazara alınarak, dava tarihi ile hüküm arasında taşınmaz değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek bir sürenin geçmesi halinde ise, yeniden değer tespiti ile bu bedelinde hükümden önce depo ettirilmesi gerekmektedir. Böylece fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi doğrultusunda, davacının hakkın kötüye kullanılması sonucu doğuracak davranışlarının da önüne geçilmiş olacaktır.
Mahkemece gerek kesintisizlik ilkesinin gözetilmemiş olması ve gerekse 28.7.2004 tarihinde yapılan keşifte belirlenen bedelin hükme esas alınmış olması doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de;
Hüküm altına alınan geçit 248.14 metrekare olduğu halde ziraatçı bilirkişinin 200 metrekare üzerinden belirlediği geçit bedelinin hükme esas alınmış olması da doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine 10.10.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy