(4721 S. K. m. 2, 693, 995) (1086 S. K. m. 38, 39, 40)
Dava ve Karar: Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 20.04.2006 gününde verilen dilekçe ile men'i müdahale ve ecrimisil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 04.06.2007 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Dava, elatmanın önlenmesi, ecrimisil tahsili ve taşınmazda kullanma biçiminin hükmen belirlenmesi istemleriyle açılmıştır.
Mahkemece davacının payına vaki davalı elatmasının önlenmesine, 500,00 YTL ecrimisil tahsiline, fazla istemin reddine, taşınmazı her yılın Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık ve Ocak aylarında davacının; Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında davalının kullanmalarına karar verilmiştir.
Hükmü davalı temyiz etmiştir.
Dava konusu 1596 parsel sayılı taşınmaz 10550 m2 olarak ve tarla niteliğinde tapuda kayıtlıdır. Taşınmazda davacılar miras bırakanının 4050/10550, davalının ise 1500/10550 payı bulunmaktadır. Taraflar dışında taşınmaza malik olan başkaca kişiler de vardır.
Kural olarak, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına karşı vaki elatmanın önlenmesini isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri, öteki paydaşlardan olurunu almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenmesi davası açabilir. Ne var ki, davacı olan paydaş çekişmeli taşınmazdan payına göre az veya çok yararlanmakta ise, açtığı elatmanın önlenmesi davası dinlenemez. Çünkü, bu gibi durumlarda sorunun çözümü ancak taşınmazın taksimi veya şüyuun satış yolu ile giderilmesi davası açılması ile sağlanabilir. Diğer yandan, taşınmaz paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilmiş ve tüm taraflar bu taksim şekline uymuşlarsa, bu durum bir bakıma paydaşlar arasında sözleşme ile kurulduğundan, sözleşmelerde uygulanması ve aranması gereken ahde vefa kuralı gereği taksimin haricen yapıldığını ileri sürmek Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen iyiniyetli davranma kuralına uygun düşmez.
Bu durumda, mahkemece açıklanan doğrultuda inceleme ve araştırma yapılarak taşınmazda davacıların kullandığı bir bölüm olup olmadığı, tüm paydaşların katıldığı bir sözleşme ile taşınmazın eylemli olarak taksim edilip edilmediği duraksamasız saptanmalı, oluşacak sonuca göre yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda bir hüküm kurulmalıdır. Değinilen yönlerin bir yana bırakılması doğru değildir.
Gerçekten, Türk Medeni Kanunu'nun 693. maddesi hükmünce, paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir. Eğer uyuşmazlık varsa, bir malın kullanılmasının zaman veya yer itibariyle nasıl olacağını hakim belirler. Yukarıda da sözü edildiği üzere, anılan hükmün uygulanması suretiyle yararlanma ve kullanma şeklinin belirlenmesi, ancak tüm paydaşların taraf olduğu davalarda olanaklıdır. Somut olayda ise, bir kısım kayıt maliki olan kişiler taraf durumunu almamıştır. Onların yokluğunda ve taşınmazda onların yararlanma haklarının da bulunduğu olgusu gözden kaçırılarak kullanma ve yararlanmanın sadece davacı ve davalı taraf arasında yapılması da kabul şekline göre yanlıştır.
Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 16.10.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy