(818 S. K. m. 96, 213)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 5.4.2001 tarihinde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali tescil veya tazminat istenmesi üzerine bozma ilamına da uyularak yapılan duruşma sonunda; tazminat isteminin kabulüne dair verilen 18.6.2007 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davacılar ve davalılardan Ümmühan Varlı vd. vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istem ise satış vaadine konu taşınmaz bedeli olan 70.000.00 YTL.nin tahsili istemlerine ilişkindir.
Mahkemece davacıların mülkiyet aktarımı istemlerinin reddine, tazminat isteminin kısmen kabulü ile 3.638.80 YTL.nin faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Hükmü davacılar ile davalılardan Ahmet Varlı mirasçıları temyiz etmiştir.
1- Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve bütün dosya içeriği ile hükmüne uyulan Dairemiz bozma kararında değinildiği şekilde araştırma ve inceleme yapılmış olmasına göre davalı Ahmet Varlı mirasçılarının tüm, davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir.
2- Borçlar Kanununda bir tanımı olmasa da ifa, borç ilişkisinde borçlunun yüklendiği edimini sözleşme ve kanunun belirlediği çerçevede yerine getirmesi demektir. İfanın konusu borçlunun edimidir. Kural olarak da, borçlunun borçlanılan edimi ifa etmesi asıldır. Borçlunun borçtan kurtulması ancak bu biçimde mümkün olur. Yine kural olarak, borcun ifa edilmemesi halinde borçlu kusurlu sayılır. Borçlar Yasasının 96. maddesi gereğince de kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat edemeyen borçlu ademi ifadan dolayı alacaklının zararını tazmine mecburdur. Satış vaadi borçlusunun alacaklıya ödemesi gereken tazminatın esasını da borçlunun taahhüdünü ihlal etmesi teşkil eder. Kısaca söylemek gerekirse, borçlu borcunu kısmen veya tamamen ifa etmemişse alacaklının zararlarını tazminle sorumludur. Borçlunun taahhüdü genellikle bir akte dayandığından ödemesi gereken tazminata akdi tazminat, borçlunun sorumluluğuna da akti sorumluluk denilir.
Somut olayda; davacılar, biçimine uygun düzenlenen 5.12.1977 günlü satış vaadi sözleşmesine dayanmış, ancak satış vaadine konu pay, vaad borçlusu tarafından tapuda mahkemece iyiniyetli oldukları kabul edilen kişilere temlik edildiğinden taahhüt işlemi sonuç doğurmamıştır. Burada borçlunun akdi sorumluluğu söz konusu olduğundan, Borçlar Yasasının 96. maddesi hükmünce tazminat ödemesi gerektiği açıktır.
Mahkemece yukarda konulan ilke doğrultusunda işlem yapılmış, ancak; ödenmesi gereken tazminat miktarı 14.10.1997 olan taşınmaz mülkiyetinin sair davalılara geçirildiği gün itibariyle hesaplanmıştır. Ne var ki, davacıların taşınmaz mülkiyetini değil, tazminat isteyebilecekleri davanın açıldığı 5.4.2001 gününden sonra ortaya çıktığından başka bir anlatımla, tazminat borçluları iade için temerrüde, dava gününde düştüklerinden ödenmesi gereken tazminat miktarının taşınmazın dava tarihindeki rayicine göre bulunması gerekir.
Mahkemece değinilen saptama bir yana bırakılarak, ödenmesi gereken tazminat miktarının dava gününe göre değil mülkiyetin sair davalılara geçirildiği 14.10.1997 gününe göre belirlenmesi doğru olmamıştır.
Karar açıklanan sebeple bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarda 1.bentte açıklanan sebeplerle davalı Ahmet mirasçıları ve davacıların temyiz itirazlarının reddine, 2.bent gereğince hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istem halinde yatırana geri verilmesine, 07.02.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy