(4721 S. K. m. 683, 716) (818 S. K. m. 22) (5543 S. K. m. 21)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 29.3.2006 tarihinde verilen dilekçe ile müdahalenin men'i, ecrimisil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 4.12.2006 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, 05.12.2005 tarihli taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayalı bağımsız bölüme davalının haksız elatmasının önlenmesi ve ecrimisil ödetilmesi istemleri ile açılmıştır.
Davalı taşınmazda tahsis sahibi M
E
'in kiracısı olarak bulunduğunu kullanma hukuki bir nedene dayandığından açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece dava kabul edilmiş, çekişme konusu 6 numaralı bağımsız bölüme davalının elatmasının önlenmesine ve 928.77 YTL ecrimisil tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü davalı temyiz etmiştir.
Davadaki istemin dayanağı 5.12.2005 tarihli taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesidir. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmeleri kaynağını Borçlar Yasasının 22. maddesinden alır. Bu tür sözleşmeler alacaklısına doğrudan taşınmaz mülkiyetini geçirmez. Ancak, ilerde taşınmaz mal mülkiyetinin alacaklıya aktarılmaması halinde Türk Medeni Yasasının 716. maddesine dayanılarak hükmen tescil isteme hakkı sağlar. Açıkçası, taşınmaz mal satış vaadi sözleşmeleri, asıl işlem ileride yapılmak üzere yapılan bir ön akit (akit yapma vaadi)dir.
Türk Medeni Yasasının 683/son fıkrası hükmünce de eşyayı haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı her türlü haksız elatmanın önlenmesini isteme yetkisi eşyanın malikine tanımıştır. Her ne kadar, 5.12.2005 tarihli sözleşmede satış vaadi ile birlikte taşınmazın zilyetliğinin devredildiği yazılı ise de zilyetliğin devredilmediği davalının yedinde kaldığı iddia ve savunma ile sabittir.
Diğer taraftan, davacıya satışı vaad edilen 4. ada G-5 Blok 6 numaralı meskenin davacının bayii olan kişiye 28.9.2001 gününde deprem konutu olarak tahsis edildiği görülmektedir. 5543 sayılıİskan Yasasının 21. maddesi hükmüne göre tahsisin dayanağı olan İskan Yasası uyarınca verilen taşınmaz malların temliki gününden itibaren 10 yıl süre ile satış vaadine konu yapılması ve tapu kütüğüne satış vaadi şerhi konulması olanağı yoktur. O yüzden, gerek Türk Medeni Yasasının 683. maddesinden yararlanması gerekse kanunun getirdiği takyitler nedeniyle taşınmazı devralması mümkün bulunmayan davacının açtığı davanın reddi yerine istemin yazılı olduğu biçimde hükme bağlanması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan harcın istem halinde yatırana iadesine, 18.04.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy