(3402 S. K. m. 12)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine 7.3.2006 tarihinde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 21.12.2006 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı 40 yılı aşkın süredir, ekip biçmek sureti ile kullandığı taşınmazın kayın pederi K. H.'tan kaldığını ve murisin sağlığında bizzat kendisinin yaptığı paylaşım ile davaya konu yerin davacının kocası İ. H.'a verildiğini, kocasının ölümünden sonra da kendisi tarafından kullanılmakta iken dip miras K. H. mirasçılarından İ. H.'ın bu yere elattığını bildirerek, davalının elatmasının önlenmesine karar verilmesini istemiş, davalı davanın reddini savunmuş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davalı İbrahim tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesi düzenlenirken uyuşmazlık konusu yerin kaç numaralı parsel içerisinde kaldığı belirtilmemiştir. Keşif yerine gidildiğinde davacı tarafın göstermesi üzerine 947, 948, 949 parsellerin tamamının müstakil şekilde dip muris K. H. tarafından kullanıldığı açıklanmış ve üç ayrı taşınmazdan ibaret bu yerlerin bir tüm kabul edilerek muris tarafından çocuklarından İ., H. ve İ. arasında paylaştırmış olduğu tarafların ortak beyanları ile anlaşılmaktadır. Kök muris K. H. sunulan veraset belgesine göre 31.3.1985 gününde vefat etmiştir. Murisin sağlığında var olan sair mirasçılarından bir kısmını taksim dışı tutarak yukarda adları geçen üç evladına mülkiyet geçirme amaçlı yaptığı bu tasarruf taşınmazlar hakkında düzenlenen tutanakların düzenleme tarihlerinden önce olmakla bu tutanakların kesinleşme tarihleri de nazara alındığında 3402 s. Kanunun 12/3 maddesi gereğince öngörülen 10 senelik hakdüşürücü süre geçmiş bulunduğundan davacının mülkiyet hakkına dayanarak men'i müdahale istemesi kanuna uygun düşmez.
Davacı ile davalı muris adına kayıtlı 947, 948 ve 949 parsellerde verasetle iştirak hükümlerine göre elbirliği mülkiyeti paydaşlarıdırlar. Bir kişinin mirastan doğan hakka dayanarak koruma istemesi, mülkiyet hakkının sağladığı hakların bir tezahürü olup bu hakkın elbirliği paydaşlarından birine karşı kullanılabilmesinin ön koşulu davacı paydaşın bu yerde herhangi bir bölüm kullanmaması ve buna o paydaşında fiilen engel olması ile mümkündür. Taşınmazlarda davacı ve davalıdan başka miras şirketini oluşturan başka paydaşlarda mevcut bulunduğuna göre bütün paydaşların katılımı ile yapılmayan fiili taksime de itibar edilerek koruma istenemez. Somut olayda, davacı taşınmazda bir miktar yer kullandığını dava dilekçesinde de belirttiği gibi yargılama sonuna kadar da bu beyanın aksi durumun varlığını ortaya koymayarak kabul etmektedir. Bu sebeple davacının kadastrodan sonraki kanunun koruduğu bir taksime dayandığından da söz edilemez. Açıklanan sebeplerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istem halinde yatırana iadesine, 30.04.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy