(4721 S. K. m. 747, 748) (743 S. K. m. 671)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 1.9.2003 tarihinde verilen dilekçe ile geçit hakkı, birleşen dosyada 24.3.2006 gününde davacı H. B. vekili tarafından geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; asıl dava ve birleşen davanın dahili davalı bakımından kabulüne, sair davalılar yönünden reddine dair verilen 16.2.2007 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki dahili davalı F. ve davalı F. vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, Türk Medeni Kanunu'nun 747 (önceki Medeni Kanunu'nun 671.) maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyaç veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nisbi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ait davalarda bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir. Geçit ihtiyacı olan kişi davasını öncelikle taşınmazların mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltmelidir.
Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi gerekir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara uygun belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken, aleyhine geçit kurulan taşınmazın kullanım bütünlüğü bozulmamalıdır. Taşınmazın kullanım bütünlüğünün bozulmasının zorunlu olduğu hallerde bu husus gerekçelendirilerek geçit hakkı tesisi edilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak, özellikle tarım alanların nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu miktarı aşan bir yol verilecekse bunun gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit sebebiyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliğine uygun atanacak bilirkişiler aracılığı ile objektif kriterler esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel hükümden önce depo ettirilmeli, şayet dava tarihi ile hüküm tarihi arasında taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş ve bu sürede de geçit için ön görülen bedel davanın daha başında belirlenmişse, bu bedelin ödenmesine karar verilmesi halinde, mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olunacağı durumlarda hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak davranışları önlemek için hüküm gününe yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Medeni Yasanın 748/3. maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ait davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Dava, 250, 237 ve 229 parsel malikleri tarafından, birleşen dava ise 592 parsel maliki tarafından Türk Medeni Yasası'nın 747. maddesine dayanılarak açılmış, geçit hakkı tesisi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacılara ilişkin 229, 237, 250 ve 592 parsel sayılı taşınmazlar lehine, 229, 237 ve 621 parsel sayılı taşınmazlar üzerinden, fen bilirkişisi M.D.'nin dosya içindeki 07.12.2006 tarihli raporuna göre A ile işaretli 12 metrekare, B ile işaretli 122 metrekare ve C ile işaretli 180 metrekarelik alan üzerinden geçit hakkı tesisine karar verilmiş, hükmü davanın devamı sırasında 238 parselin ifrazı ile oluşan 620 parsel maliki F.Y. ile 621 parsel maliki F.Y. temyiz etmiştir.
Mutlak geçit ihtiyacı olan davacılara ilişkin taşınmazların genel yola bağlantısının sağlanması için az yukarda belirtildiği üzere, komşuluk hukuku ilkeleri de gözetilerek ve tespit edilecek bütün alternatifler değerlendirilerek objektif esaslara ve fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesine göre, karar verilmesi gereklidir. Mahkemece, uygun güzergah saptanması için yapılan araştırma ve inceleme yeterli değildir. Zira, dosya içindeki tapu kayıtları, bilirkişi rapor ve krokilerinden anlaşılacağı üzere; davacılar lehine geçit hakkının kurulduğu 621 parsel sayılı taşınmaz, komşu parsel olan ve dava dilekçelerinde maliki davalı olarak gösterilen 252 parsel sayılı taşınmaza göre daha küçüktür. 621 parsel sayılı taşınmaz üzerinden geçit hakkı kurulduğunda söz konusu taşınmaz ekonomik değerini büyük oranda yitirecektir. Bu nedenle; mahkemece, tüm alternatiflerin araştırılarak en uygun ve en ekonomik olan, güzergahın tespit edilmesi ve en uygun alternatif üzerinden geçit hakkı kurulması yerine eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir. Kabule göre de; hakkındaki dava reddedilen ve vekille temsil edildiği anlaşılan 620 parsel sayılı taşınmaz maliki F.S.Y. lehine vekalet ücreti takdir edilmemesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın yatırana iadesine, 03.05.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy