(1086 S. K. m. 74, 75, 76, 275, 409) (2762 S. K. m. 27)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 7.2.2001 gününde verilen dilekçe ile tapuda vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 10.10.2006 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Vakıflar idaresi vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, vakıf şerhinin terkini istemiyle açılmıştır.
Mahkemece 3 parsel sayılı taşınmaz kaydında mevcut Sultan Beyazıt Vakfı şerhi sahih vakfa ait olduğundan dava reddedilmiş, hüküm davacıların temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 27.05.2002 tarih 6139-6711 sayılı ilamları ile ve o ilamda yazılı nedenle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyulmuş, 3 parsel sayılı taşınmazın revizyon tapu kaydında mevcut vakıf şerhi taviz bedeli ödendiği halde terkin edilmeyerek kadastro sırasında yeniden kayda işlendiğinden söz edilerek dava kabul edilmiştir.
Hükmü davalı Vakıflar Genel Müdürlüğü temyiz etmiştir.
Burada öncelikle belirtilmesi gereken sorun HUMK'un 74, 75 ve 76. maddeleri hükümleri karşısında hakimin davada tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve netice-i talepleri ile bağlı olduğu sorunudur. Gerçekten davada davacılar 3 parsel sayılı taşınmaz tapu kaydı üzerindeki vakfa ait şerhin Sultan Beyazıt Vakfının gayri sahih bir vakıf olduğu iddiasına dayanmışlardır. Yoksa davacıların revizyon kayıtlarda yer alan vakıf şerhinin taviz bedeli ödenerek kaldırıldığına ilişkin bir iddiaları bulunmamaktadır. Nitekim, Yargıtay bozması da davacıların öne sürdükleri iddia esas alınarak yapılmıştır. Diğer taraftan, bozma kararma mahkemece uyulması taraflardan biri lehine usulü bir müktesep hak meydana getirir. 4.2.1959 tarih 1/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda vurgulandığı üzere bu hakkı ne mahkeme ne de temyiz mahkemesi ortadan kaldırabilir. Çünkü usulü kazanılmış hak kamu düzeni düşüncesi ile kabul edilmiş bir kuraldır. O yüzden mahkemenin Yargıtay bozmasından sonraki inceleme ve araştırmayı bozma kapsamı çerçevesinde yerine getirerek davayı sonuçlandırması zorunludur.
Eski hukukumuzda kaynağını Arazi Kanunu'nun 4. maddesinden alan ve vakıfları mülkiyet hakkının devredilip edilmemesine göre vakfın nitelik bakımdan ayıran iki türünden bahsetmek yerinde olacaktır.
Bunlardan ilki, sahih vakıflardır. Sahih vakıflar aynı anda akara tahsisli gelirlerinden yararlanılan vakıf türüdür. Sahih vakıflarda getirdikleri gelirlere göre ya mukataalı vakıf veyahut da icareteynli vakıflar olarak ayrıma tabi tutulur.
Diğeri ise, sahih olmayan vakıflar yani tahsis ve irşat kabilinden gayrisahih vakıflardır. Bunlar padişah ya da onun izin verdiği kişiler tarafından miri arazi türü denen arazi üzerinde meydana getirilen vakıflardır.
Arazi Kanunnamesinde miri araziler, kadim köy ve kasabaların tümüyle dışında kalan tarla, çayır, yaylak, kışlak, koru veya benzeri yerler olarak tarif edilmektedir. Görüldüğü üzere sahih vakıfların konusunu kadim köy kasaba ya da şehir içindeki mülk topraklar teşkil etmekle iken sahih olmayan vakıfların konusunu anılan kadim yerleşim birimlerinin tümüyle dışında kalan miri yanı devlete ait araziler teşkil etmektedir.
Uygulama ve doktrinde vergi ve resimlerin (aşar ve rüsumatın) bir hayır cemiyetine tahsis edildiği vakıflarda her ne kadar 2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın 27. maddesinde sahih olmayan vakıflar yönünden tam bir açıklık bulunmamakta ise de taviz bedeli alınamaması gerektiğinde tam bir birlik vardır. Açıkçası vakıfların taviz bedeli alınarak mülkiyetini mutasarrıfına terk edeceği vakıf türleri sahih vakıflardır. Gayrisahih olan vakıf türlerinde Vakıflar İdaresinin taviz bedeli istemesine olanak bulunmadığından Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün dava açarak sahih olmayan bir vakfa ait şerhin tapu siciline işlenmesini istemesinde de hukuki yararı yoktur.
Vakfiye kapsamındaki her taşınmazın coğrafi konumu ve hukuki durumu ayrı ayrı olacağından bu taşınmazların kadim köy, kasaba ya da şehir içindeki mülk topraklar içinde olup olmadığının dosya üzerinde yapılan bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkartılması doğru olmaz. O yüzden incelemenin keşfen yapılması taşınmazın konumunun düzenlenecek paftada kadim köy ve kasaba ya da şehirlere göre haritasında işaret edilmesi vakfın niteliği hakkında bu belirlemeden sonra görüş bildirilmesi gerekir.
Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere vakıf türünün belirlenmesi ve belirlenen vakıf türüne göre çekişmeli taşınmazda vakfın bir hakkının kalıp kalmadığının, taviz bedeli ödenip ödenmeyeceğinin vakıf şerhinin doğrudan kaldırılması gerekip gerekmediğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmadan saptanması bu tür davalarda önem kazanmaktadır. Hal böyle olunca vakıflara ait tapu kaydı ilk tesisinden getirtilmeli, vakıf durumunu gösterir kayıtlar ve dayanılan diğer belgeler merciinden istenmeli, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden kayda işaret edilmiş vakfın türü hakkında bilgi alınmalı ve HUMK'un 275. maddesi uyarınca yukarıdan beri sayılan ilkeleri kapsar biçimde bilirkişi görüşüne başvurularak sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır.
Harita ve kadastro mühendislerinin vakfın türünün belirlenmesinde uzman sayılamayacağı gözden kaçırılarak ve iddia ve savunma dışına çıkılarak uyulduğu halde bozma kararı gereği yerine getirilmeksizin davanın yazılı olduğu şekilde kabulü doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre de; davacılardan 1/2 pay maliki Emine takip etmekte olduğu davasını 25.2.2004 tarihinde HUMK'un 409 maddesi uyarınca işlemden kaldırdığını beyan ettiği halde bu davacı hakkındaki davanın dahi kabulü yanlıştır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 14.05.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy