(4721 S. K. m. 747, 748) (743 S. K. m. 671)
Dava ve Karar: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 31.8.2006 tarihinde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 12.12.2006 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davalı M. E. Ş. vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Dava, Türk Medeni Kanunu'nun 747 (önceki Medeni Kanunu'nun 671.) maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyaç veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nisbi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ait davalarda bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir. Geçit ihtiyacı olan kişi davasını öncelikle taşınmazların mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltmelidir.
Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi gerekir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara uygun belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Saptanan geçit sebebiyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliğine uygun atanacak bilirkişiler aracılığı ile objektif kriterler esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel hükümden önce depo ettirilmeli, şayet dava tarihi ile hüküm tarihi arasında taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş ve bu sürede de geçit için ön görülen bedel davanın daha başında belirlenmişse, bu bedelin ödenmesine karar verilmesi halinde, mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olunacağı durumlarda hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak davranışları önlemek için hüküm gününe yakın yeni bir değer tesbiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Medeni Yasanın 748/3. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir.
Somut olaya gelince;
Dava, davacıya ilişkin 60 parsel için 51 ve 52 parsel malikleri hasım gösterilerek açılmıştır.
Mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporundan, bilirkişinin dört ayrı alternatif göstererek davacının geçit ihtiyacının bu seçenekler doğrultusunda karşılanabileceğini belirttiği görülmektedir. Bilirkişi raporu karar vermeye yeterli değildir. Bilirkişinin 1.12.2006 tarihli rapor eki krokide (A) harfi ile gösterilen kırmızı renkle boyalı seçenek, en kısa ve en ucuz olmasına rağmen raporda yalnızca uygun olmadığından söz edilmesiyle yetinilmiş sebebi açıklanmamış, mahkemece de gerekçe gösterilmeden bu seçenek kabul edilmemiştir.
Hakkında dava açılan 52 parsel üzerinden hiç bir seçenek değerlendirilmediği gibi fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gereği 51 ve 52 parsellerin ortak sınırından kurulabilecek geçit seçeneği de dikkate alınmamıştır.
O durumda mahkemece öncelikle 1 no.lu seçenek üzerinde bulunan ve haklarında dava açılmayan 2 ve 53 parsel tapu kayıtları getirtilmeli, malikleri hakkında dava açmak üzere davacıya uygun bir süre verilmeli ve eldeki dava dosyası ile açılacak dava dosyası birleştirilmeli, mahallinde yeniden yapılacak keşifte bu seçenek üzerinde durulmalı, geçitin bu seçenek üzerinden kurulup kurulmayacağı hususunda bilirkişilerden ayrıntılı rapor alınmalı, kurulamayacaksa, 52 parsel üzerinden ya da özellikle 51 ve 52 parselin ortak sınırından kurulması hususu düşünülmelidir. Mahkemece bu hususlar üzerinde durulmaksızın davanın eksik inceleme ve araştırmayla yazılı olduğu biçimde kabulü doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; Dairemizin yerleşik uygulamasına aykırı şekilde ilgilisine ödenmek üzere geçit bedeli yargılama sırasında, depo ettirilmeden, karar kesinleşinceye kadar geçit bedelinin davacı tarafından mahkeme veznesine yatırılmasına hükümle birlikte karar verilmesi, öte yandan kurulan geçit hakkının Türk Medeni Yasasının 748/3. maddesi gereği tapu siciline kaydı da gerekirken bu yönlerin göz ardı edilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın yatırana iadesine, 17.05.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy