(4721 S. K. m. 748) (1086 S. K. m. 388, 389)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 3.10.2006 tarihinde verilen dilekçe ile komşuluk hukukuna aykırılığın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; tarafların sulhune dair verilen 22.11.2006 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, iyileştirme amacıyla komşu taşınmaza geçici olarak girme hakkı istemine ilişkindir.
Mahkemece taraflar sulh olduklarından onarım yapmak üzere davalıya ilişkin taşınmaza davacının girmesine izin kararı verilmiş, hükmü davalı temyiz etmiştir.
Sulh, davanın taraflarının karşılıklı olarak anlaşmaları sonucu aralarındaki çekişmeye son vermelerine ait bir usul işlemidir. Somut olayda olduğu gibi, taraflar mahkeme önünde sulh olacaklarsa sulh sözleşmesine ilişkin beyanlarının hakim önünde duruşma tutanağına geçirilerek imzalatılması yeterlidir. Ancak mahkeme önündeki Sulh sözleşmesinin icap ve kabul biçiminde yapılma olanağı da vardır. Sulh sözleşmesinde önemli olan tarafların mahkeme hükmü gerekmeksizin aralarındaki çekişmeyi sonlandırmalarıdır. Taraflar arasındaki çekişme bütünüyle değil de bazı feragat ve kabul beyanları ile kısmen sonuçlanmışsa ihtilaf bütünüyle ortadan kalkmayacağından böyle bir sözleşme sulh sözleşmesi olarak kabul edilemez. Zira, az önce söylendiği gibi çekişme kısmen de olsa sulh aktinin kapsamı dışında kalmışsa orta yerde geçerli ve yeterli bir sulh akti bulunduğundan söz edilemez.
Dava konusu uyuşmazlıkta, davalı davacının kendisine tanıdığı 7.7.2005 günlü taahhütname başlıklı belgedeki hakları saklı tuttuğunu beyan ederek beyanını duruşma tutanağına yazdırdığından aynı olaydan kaynaklanan 7.7.2005 günlü belgedeki davalıya sağlanan haklar sulh sözleşmesinin kapsamına alınmadıkça veya davalı bu haklardan vazgeçmedikçe tarafların sulh akti yaptıklarını kabul etme olanağı yoktur. Bu halde da çekişmenin mahkemece çözümü gerekir.
Türk Medeni Yasasının 748. maddesinde hükme bağlanan komşu taşınmaza geçici olarak girme hakkı özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak da hiçbir zaman komşudan fedakarlık sınırlarını aşan tahammül beklenilmemelidir. Komşu taşınmaza yüklenilen külfetlerinde neler olduğu ise hükmün infazını teminen HUMK. nun 388 ve 389. maddeleri uyarınca karar yerinde gösterilmelidir.
Davacının yapması gereken işler, yaptırılan delil tespiti sonucu alınan bilirkişi raporunda saptanmış ise de bunun süresi ve işlerin hangi takvimde yapılabileceği raporda belirtilmemiştir. O yüzden, tespit bilirkişisinden ek rapor alınarak davalı komşunun yapılacak işlerin niteliğine göre ne kadar süre ile komşusu davacının taşınmazına geçici girmesine tahammül etmesi gerektiği ve yapılacak işlerin mevsim olarak en uygun tarihinin ne olacağı saptanmalı, istek sonucuna uygun hüküm altına alınmalıdır. Değinilen yönler göz ardı edilerek ortada muteber bir sulh sözleşmesi varmış gibi hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, peşin harcın istem halinde yatırana iadesine, 18.05.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy