(4721 S. K. m. 794) (818 S. K. m. 390)
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 28.6.2006 gününde verilen dilekçe ile intifa hakkı tesisi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 6.2.2007 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, davalının 1/2 paydaşı olduğu, 324 ada 336 parsel tapu kaydına intifa hakkı şerhi yazılması istemiyle açılmıştır.
Mahkemece dava kabul edilmiş, kararı davalı temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan satışa ilişkin belgelerin incelenmesinden davacı ile davalının satış işlemini vekil tayin ettikleri kişiler eliyle yaptıkları görülmektedir. Gerçekten, davacı 30.11.2004 günlü başkonsoloslukta düzenlenen vekaletnamede taşınmazda ölünceye kadar intifa hakkı verilmesi şartı ile satış yapmak üzere dava dışı C. Aydoğan'ı vekil tayin etmiş, vekaletnamedeki bu koşula rağmen satış tapu kaydına intifa hakkı düşülmeden yapılmıştır.
Türk Medeni Kanununun 794. ve devamı maddeleri uyarınca intifa hakkı taşınır ve taşınmaz mallar, hatta haklar ve bir mal varlığı üzerinde kurulur ve hak sahibine konusu olan eşyadan tam olarak yararlanma hakkı sağlar, intifa hakkı, kanuni intifa hariç taşınmazlar üzerinde resmi senedin düzenlenerek tapuya tescili ile teessüs eder. Başka bir anlatımla, intifa hakkının kurulması için hak sahibi ile taşınmaz mal maliki arasında mutlaka bir sözleşmenin yapılması zorunludur. Sözleşmeyi düzenleyecek merci ise tapuda resmi senet yapma yetkisi olan Tapu Müdürlüğüdür. Böyle bir sözleşme bulunmaksızın hak sahibi olduğunu iddia eden kişinin talebi ile kazai yoldan intifa hakkı kurulma olanağı bulunmamaktadır. Somut olayda, davacının vekiline satışın intifa hakkı kurulması koşuluyla vekalet vermiş olması davacı ve davalı arasında bir intifa sözleşmesi yapıldığını göstermez. Sözleşme olmaksızın mahkemece istemin hüküm altına alınması Türk Medeni Kanununun 716. maddesine aykırı olmuştur. Ancak, somut uyuşmazlıkta, gerçek kişiler arasındaki bu çekişmenin çıkmasına vekaletnamedeki sınırlı yetkiyi göz ardı ederek işlem yapan Tapu Sicil Müdürlüğü neden olduğundan davada Tapu Sicil Müdürlüğüne de husumet düşer.
Öte yandan, Borçlar Kanununun 390.maddesi hükmünce vekil müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir. Bu nedenle vekil, vekil edeninin iradesine uygun olarak hareket etmek onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınmak ile yükümlüdür. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm varsa temsil yetkisini bu sınırlar içerisinde kullanılması vekilin önde gelen borcudur. Esasen dürüstlük kuralları, vekilin sadakat ve özen borcu bunu gerektirdiği gibi vekaletnamede açık olarak yazılan yetki dışına çıkılarak işlem yapılmışsa bu olgu vekille işlem yapan herkese karşı ileri sürülebilir. Somut olayda, vekile verilen yetki taşınmaz üzerinde intifa hakkı koşuluna bağlandığı halde satış bu koşul gözetilmeksizin yapıldığından ve sözleşmenin diğer tarafı da vekaletnamedeki yetkiyi bilen ya da bilmesi gereken kişi olduğundan, yetkinin aşılması suretiyle yapılan işlemin iptalini her zaman isteyebilir. O yüzden davacının davada isteyebileceği vekilin, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etmemesinden ötürü yapılan satış işleminin iptali ile taşınmaz mülkiyetinin iadesi isteminden ibaret olmalıdır.
Mahkemece tüm bu hususlar bir yana bırakılarak koşulları olmadığı halde davacı yararına tapu kaydına intifa hakkı şerhi işlenmesi yasaya aykırı olmuş, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 05.06.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy