(3194 S. K. m. 11) (1086 S. K. m. 74)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.11.2003 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali tescil istenmesi üzerine usulü bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 09.05.2006 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, 17.03.1986 günlü biçimine uygun düzenlenen taşınmaz mal satış vaadine dayalı pay tescili istemiyle açılmıştır.
Davalı zamanaşımı defi bildirmiş, pay tescilinin mümkün olmayacağını da ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece bilirkişinin 29.04.2004 günlü krokisinde 3. alternatif olarak gösterilen ifraz şekline göre A harfli 11200 m2 kısma ait davalı tapusunun iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Hükmü davalı temyiz etmiştir.
Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmeleri için yasa özel bir zamanaşımı ön gelmediğinden burada da kural olarak Borçlar Kanunun 125. maddesinde belirlenen 10 yıl zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Her ne kadar sözleşmenin yapıldığı 17.03.1986 tarihi ile davanın açıldığı 19.11.2003 tarihleri arasında 10 yıldan fazla süre geçmiş ise de, satışı vaat edilen taşınmaz vaat alacaklısına teslim edildiğinden, 10 yıl geçmesine karşın açılan davalarda zamanaşımı savunmasında bulunmak Türk Medeni Kanunun 2. maddesinde tanımı yapılan dürüstlük kuralına uygun düşmeyeceğinden, dinlenemez. Davalının diğer temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. Ancak;
3194 sayılı yasanın 11. maddesindeki ayrık durumlar hariç imar planı olmayan yerlerdeki bir taşınmaz malın yapılaşma amacıyla arsa ve parselleri hisselere ayıracak şekilde bölünmesi, satış vaadi sözleşmelerine konu yapılması mümkün değildir. Somut olayda ise, 512 parsel sayılı taşınmazın tarla niteliğinde olduğu yapılan keşifte dinlenen tanık sözlerine göre de tarım amaçlı kullanıldığı, anlaşılmaktadır. Her ne kadar taşınmazın imar mevzuatı uyarınca ifraz olanağı olup olmadığı valilikten sorulup saptanmadan bilirkişinin sözüne bakılarak 512 parselin bölünme suretiyle tesciline karar verilmiş ise de, davacının iddia şekline göre bu konudaki yanılgı sonuca etkili görülmemiş, düşülen hataya değinilmekle yetinilmiştir.
Gerçekten, davacının dava dilekçesindeki istemi taşınmazın hisselendirilerek tescili talebinden ibarettir. Başka bir anlatımla davacı ifraz yoluyla tescil talebinde bulunmadığından, HUMK. nun 74. maddesine hükme bağlanan taleple bağlılık kuralına aykırı şekilde ifraz suretiyle tescil hükmü kurulması yasaya aykırı olmuş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 28.02.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy