(4721 S. K. m. 640, 701, 702, 703) (1086 S. K. m. 388, 389)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 10.7.2006 tarihinde verilen dilekçe ile vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 7.11.2006 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, dava dilekçesinde ve 10.10.2006 tarihli celsedeki vekillerinin beyanına göre, çekişme konusu 101 ada 5 parsel s. taşınmazda mirasbırakanları Emine Günay'a ilişkin pay üzerinde bulunan İlyas Bey Vakfından şerhinin silinmesini istemişlerdir.
Mahkeme davanın kabulüne karar vermiş, hükmü davalı Vakıflar İdaresi vekili temyiz etmiştir.
Dosya içinde 101 ada 5 parsel s. taşınmaza ilişkin tapu kaydı bulunmadığından öncelikle bu kaydın getirilerek dosyasına konulması gerekir.
Davanın yukarda açıklanan ileri sürülme biçimine göre muris Emine Günay'ın taşınmazda paylı malik olduğu anlaşılmaktadır. Bu halde davacılar miras bırakan Emine Günay adına kayıtlı hissede elbirliği halinde maliktir. Ne var ki, Emine Günay'ın veraset ilamı dosyaya konulmamıştır. İş bu dosya içinde mevcut 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/103 esas s. dosyasında yer alan davacıların babası Süleyman Günay'a ilişkin veraset belgesine göre Süleyman ve Emine Günay'ın davacılar dışında Hilmi Günay isimli bir çocuğunun daha bulunduğu anlaşılmaktadır. Adı geçen bu mirasçı davada yer almadığı gibi Emine'nin veraset belgesi olmadığından bunun dışında başka mirasçısı bulunup bulunmadığı da görülememektedir.
Elbirliği halinde mülkiyette (somut olayda olduğu gibi) mirasçılar arasında ortaklık bağı vardır. Bu kişiler mirasçı sıfatı ile bir mala veya hakka birlikte malik olmak durumundadır. Medeni Yasa'nın 701-703 maddeleri uyarınca bu tür mülkiyetin ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından ortaklardan her birinin eşya üzerinde doğrudan bir hakkı da yoktur. Bu anlatımın doğal sonucu olarak da mülkiyet bütünüyle ortakların tümüne aittir. Elbirliği mülkiyetinde malikler mülkiyet payını ayırmadığından eşya üzerinde paydaş değil, ortaktır. Yine bu tür mülkiyette işin özelliği gereği ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır. Şayet davalı olacaklarsa davanın ortakların tümü aleyhine açılması gerekir. Medeni Kanunumuzda bir ortağın tek başına dava açabileceği ne var ki, açtığı bu davanın devam edebilmesi için öteki ortakların açılan davaya olur vermeleri ya da davanın miras şirketine, atanacak temsilci aracılığı ile sürdürülebileceği kural olarak benimsendiğinden ve dava ehliyetinin varlığı mahkemece resen araştırılması gereken hususlar arasında bulunduğundan, miras bırakana ilişkin veraset belgesi temin edilmeden ve davaya katılmayan ortakların olurları alınmaksızın veya Medeni Yasa'nın 640. maddesi uyarınca miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülebileceğinin gözardı edilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Diğer yandan, HUMK. nun 388 ve 389. maddeleri uyarınca, hüküm fıkrasında mahkemenin neye karar verdiği açıkça yazılmalıdır. Hüküm fıkrası çok açık ve infazı mümkün olmalıdır. Somut olayda, çekişmeli taşınmazda yalnızca mirasbırakan Emine Günay'ın payından vakıf şerhinin silinmesi istendiği halde, sözü edilen maddelere aykırı biçimde infazda tereddüte ve karışıklığa neden olacak şekilde yazılı olduğu gibi hüküm kurulması da doğru olmadığından bu yönde bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istem halinde yatırana iadesine, 01.03.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy