(4342 S. K. Geç. m. 3)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 18.3.2004 tarihinde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 9.6.2006 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Hazine, davalıya ilişkin 294 ada 1 parsel sayılı taşınmazın evveliyatının mera olduğunu ileri sürerek tapu iptali ile tescil istemiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hükmü, davacı Hazine vekili temyiz etmiştir.
1- Uyuşmazlık konusu 294 ada 1 parsel sayılı taşınmazın öncesi dava dışı Helvadere Belediyesi Tüzel Kişiliğinin merası olan 608 parsel sayılı taşınmazdan gelmektedir. Davalı bu taşınmazı 15.4.1999 gününde belediyeden satış suretiyle edinmiştir. Dosya kapsamından taşınmazın bulunduğu yerde imar planlarının 11.10.1996 gününde kesinleştiği, taşınmazın bulunduğu yerde 4342 sayılı mera yasası çerçevesinde mera teknik ekiplerince yapılan tesbit ve tahdit çalışmaları sonucunda mera komisyonu tarafından dava konusu taşınmazın mera olarak değerlendirilmediği, teknik anlamda mera olarak kullanımının mümkün olmadığı ve yerleşim yeri olarak işgal edildiği görülmektedir.
4342 sayılı Mera Yasasının geçici 3. maddesinde 5334 sayılı Kanunla 20.04.2005 gününde değişiklik yapılmış ve bu değişiklikle Hazine adına tescili gereken 1.1.2003 gününden önce kesinleşen imar planları içerisinde yerleşim yeri olarak işgal edilerek mera olarak kullanımı teknik açıdan mümkün olmayan yerlerin ilgili belediye veya kamu kurum ve kuruluşları adına tescil edilmiş olanların tescillerinin bedel talep edilmeksizin aynen devam edeceği hükme bağlanmıştır.
Somut olayda, dava konusu taşınmaz önce dava dışı belediye adına tescil edilmiş, davalı taşınmazı belediyeye bedel ödeyerek 15.4.1999 gününde satın almıştır. Davalı Kanunun geçici 3. maddesinin 2. fıkrasında sözü edilen adına doğrudan tescil yapılan gerçek ya da tüzel hukuk kişisi olmadığından Hazineye bir bedel ödemesi gerekmez. Hazinenin belediyeden isteyemeyeceği bir bedeli taşınmazı belediyeye bedel ödeyerek satın alan davalıdan da talep etmesi düşünülemez. Bu bakımdan mahkemece davanın reddine karar verilmesi doğru olduğundan davacı vekilinin bu yöne ait temyiz itirazları yerinde görülmemiş ve reddi gerekmiştir.
2- Yargılama giderleri ve harçları kural olarak, davada haksız çıkan (yani aleyhine hüküm verilen) tarafa yükletilir. Ancak; dava açıldığı sıradaki mevzuata veya içtihat durumuna göre davasında veya savunmasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir kanun hükmü veya yeni bir İçtihadı Birleştirme kararı gereğince davada haksız çıkarsa, davada haksız çıkmış olmasına rağmen yargılama giderlerine mahkum edilemez. Dava, 18.03.2004 gününde açılmış, dava açıldıktan sonra 4342 sayılı Mera Yasasının geçici 3. maddesi önce 5178 sayılı kanunla 27.05.2004 gününde değiştirilmiştir. Bu değişiklik uyarınca, dava konusu taşınmazın emlak ve rayiç bedellerinin toplamının yarısı üzerinden taşınmazların halen maliki olan kişilerce Hazineye bedel ödenmesi gerekli ise de; anılan kanun yargılamalar sırasında ikinci kez 20.04.2005 gününde 5334 sayılı kanun ile yeniden değiştirildiğinden az yukarda açıklandığı üzere Hazineye bedel ödenmesi gerekmez. Ne var ki; Davanın açıldığı tarihte davacı Hazine davasında haklı olup, anılan kanun yargılamalar sırasında yürürlüğe girdiğinden davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalıdan tahsiline karar verilerek davacı yararına vekalet ücretine hükmolunması gerekir. Mahkemece bu yönün göz ardı edilmesi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarda 1. bentte yazılı sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. bentte yazılı sebeplerle hükmün davacı Hazine yararına BOZULMASINA, 08.03.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy