(YİBK 04.02.1959 T. 1957/13 E. 1959/5)
Taraflar arasındaki beyanlar hanesindeki belirtmenin terkini davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarda tarih ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 12.10.2006 tarih ve 2006/11106-10821 s. ilamiyle onanmasına karar verilmişti. Süresi içerisinde davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Dava, 1511 ada 2 parsel s. taşınmazın beyanlar hanesinde yer alan 62 ada 1 parselden gelen 1566 m2 Hazine fazlalığı vardır. şeklindeki belirtmenin terkini istemi ile açılmıştır.
Davalı Hazine, hakdüşürücü sürenin geçtiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava reddedilmiş, hüküm Dairemizin 31.01.2006 gün 2005/10400-2006/538 s. ilamıyla ve ilamda yazılı sebeplerle bozulmuştur. Bozmaya uyulmuş, dava konusu taşınmazlar kaydındaki belirtmenin terkinine karar verilmiş, hükmü Hazine temyiz etmiş, Dairemizin 12.10.2006 gün 2006/11106-10821 s. ilamıyla karar onanmıştır.
Hazine, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Gerçekten, eldeki davada öncelikle üzerinde durulması gereken sorun, kayıt maliki olan davacıların beyanlar hanesindeki belirtmenin terkini için açacağı davalarda 10 senelik hakdüşürücü sürenin uygulanıp uygulanmayacağıdır. 3402 S. Kadastro Yasası m.12/3'deki bu tutanaklarda belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere ilişkin tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki nedenlere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz şeklindeki hüküm uyarınca şayet, taşınmazın tutanağının kesinleşmesinden itibaren 10 yıl geçmiş ise, kayıt maliki belirtmenin terkini istemi ile kadastrodan önceki hukuki nedenlere dayanarak itiraz edemez ve dava açılması olanaklı değildir. Yasadaki 10 yıl olarak belirlenen dava açma süresinin hakdüşürücü süre olduğu ve resen gözetilmesi gerektiği de kuşkusuzdur. Somut olayda; kaydın beyanlar hanesine miktar fazlası belirtmesinin Hazine tarafından tutanağın kesinleşmesinden itibaren 10 senelik süre içinde işlendiğine, kadastro tutanağı 04.01.1955 gününde kesinleştiğine, dava ise, 02.10.2003 gününde açıldığına göre, hakdüşürücü sürenin varlığı sebebiyle davanın dinlenme olanağı bulunmamaktadır. Ne var ki; bu saptama Dairemizin hükmüne uyulan bozma ilamında irdelenmiş, mahkemece de bozmaya uyularak dava kabul edilmiştir.
04.02.1959 gün ve 13/5 s. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Karar gerekçesinde yazıldığı üzere; bozma kararına mahkemece uyulmuş olması taraflardan biri lehine usulü bir kazanılmış hak meydana getirir. Usulü kazanılmış hak mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri yararına diğerinin ise aleyhine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hak olarak tanımlanır. Kanunun ve uygulamanın kabul ettiği aylık durumlar dışında bu hakkı ne mahkeme, ne de Yargıtay halele uğratabilir. Çünkü, usulü kazanılmış hakkın tanınması kamu düzeni sebebiyle kabul edilmiş bir hukuk kuralıdır.
Yukarıda yazılan gerekçeler karşısında Dairemiz onama ilamında düzeltilmesi gereken bir yön bulunmadığından karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan gerekçelerle, HUMK. nun 440. maddesinde ön görülen hususlardan hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin REDDİNE, aynı Kanunun 442/son ve 4421 s. Yasanın 2 ve 4/b-1 maddeleri delaleti ile takdiren, 170 YTL para cezasının düzeltme isteyenden tahsiline, Harçlar Yasasının 13/J maddesi gereğince Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, 06.03.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy