(4721 S. K. m. 3, 1023, 1024)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 07.11.2006 gününde verilen dilekçe ile satışın iptali ve tapu iptali tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 28.05.2008 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalılardan vaad borçlusu İsmail, satış bedelinin ödenmediğini, diğer davalı Necati ise bağımsız bölümü vaad borçlusundan olan alacağına karşılık temlik aldığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmaz davalı İsmail Birinci adına tapuda kayıtlı olmadığından davacının da satış akdinin tarafı bulunmadığından söz edilerek dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Hukukumuzda, kişilerin satın aldığı şeylerin ileride kendilerinden geri alınabileceği endişesi taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, satın alan kişinin iyiniyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse iyiniyetten maksat hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir.
Belirtilen ilke, TMK. m. 1023'de aynen tapu kütüğündeki sicile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki m.1024'de Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz biçiminde vurgulanmıştır. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyiniyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.
Somut olayda olduğu gibi, dava açmak suretiyle kayıt malikinin mülkiyeti satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan hakkın bertaraf edilmesi kastıyla ve kötüniyetle kazanıldığı ileri sürülmüşse, malikin ayni hakkı yolsuz olarak tescil edildiğini bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi olup olmadığının araştırılması zorunludur. Burada, satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerh edilip edilmediğinin önemi yoktur. Önemli olan, mülkiyet hakkı sahibinin satış vaadi sözleşmesini bilmesi gereken kişilerden olup olmadığının saptanmasıdır.
Böyle olunca, taraflardan davacının kötüniyet iddiasına karşı delilleri istenip toplanmalı ve davalının eylemli durumu dikkate alınarak uyuşmazlık Türk Medeni Kanunu'nun 3. maddesi çerçevesinde değerlendirilip bir sonuca ulaşılmalıdır.
Mahkemece değinilen yönler bir yana bırakılarak somut uyuşmazlığa uygun düşmeyen bazı gerekçelerle davanın reddedilmesi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 06.11.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy