(4721 S. K. m. 702, 706, 716) (818 S. K. m. 22, 213) (1512 S. K. m. 89) (743 S. K. m 634)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 15.08.2007 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 13.11.2007 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, satış vaadi sözleşmesine dayanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Kaynağını Borçlar Kanunu'nun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanunu'nun 213. maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 (önceki Medeni Kanunun 634) ve Noterlik Kanunu'nun 89. madde hükümleri uyarınca noter önünde resen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Medeni Kanunun 716 (önceki Medeni Kanun 642) maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
Davacı murisi babası Rıza Orakçıoğlu ile davalılar Mahmure Gülşen ve Nurten arasında yapılan 13.12.1971 ve 25.08.1972 tarihli satış vaadi sözleşmelerine dayanarak sözleşmede belirtilen 846 ada 51 parseldeki davalılara isabet eden miras paylarının iptali ile muris Rıza Orakçıoğlu mirasçıları adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, davaya konu 846 ada 51 parselin İsa Orakçıoğlu adına kayıtlı bulunduğu ve taşınmazın ölü olan bu kişinin mirasçıları arasında iştirak hükümleri gereğince mirasçılara geçtiği ve henüz iştirake ilişkin mülkiyetin çözülmediği kabullenilerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, yasal biçimine uygun olarak düzenlendiği anlaşılan 13.12.1971 ve 25.08.1972 tarihli sözleşmelere dayanmıştır. Sözü edilen sözleşmelerde satış vaadi alıcısı Rıza Orakçıoğlu olup, eldeki bu davayı açan davacı Hüsmen Orakçıoğlu adı geçenin mirasçısıdır. Dosyaya sunulan ilk muris İsa Orakçıoğlu'nun veraset ilamının incelenmesinden tarihi yazılmamış ise de, Rıza Orakçıoğlu'nun satış vaadi sözleşmelerinin düzenlenmesinden sonra vefat ettiği, geriye eşi Gülzade ile çocukları Mükerrem, Hüsmen, Müzeyyen, Muhterem ve Ayşe'yi bıraktığı anlaşılmaktadır. Görüldüğü üzere satış vaadi alıcısı Rıza Orakçıoğlu'nun davacı dışında başka mirasçıları da mevcuttur. Rıza Orakçıoğlu'nun terekesi elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi olup, bu kişilerin terekedeki tasarrufları birlikte hareketleri ile mümkündür. Türk Medeni Kanunu'nun 702/2. maddesi hükmüne göre, gerek tasarruf ve yönetim ve gerekse benzer işlerde oybirliği ile hareket asıldır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilme bakımından her bir ortağın müstakil hareket etme kabiliyeti öngörülmüş ise de, bu hak düşümü ve zamanaşımı gibi süreleri kesme bakımından bir davanın açılmasına imkan verir. Ancak davanın yürütülmesinde elbirliği ortaklarının tümünün davada yer almasının sağlanması, bu mümkün olmaz ise tayin ettirilecek bir temsilci marifetiyle davanın yürütülmesi gerekir. Davanın sadece Rıza Orakçıoğlu mirasçısı davacı Hüsmen Orakçıoğlu tarafından yürütülmesi yasaya aykırı olup, kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; satış vaadi sözleşmesinin gerek alıcısı ve gerekse satıcıları satışa konu 51 parsel sayılı taşınmazın maliki İsa Orakçıoğlu'nun Eskişehir Sulh Hukuk Mahkemesinin 31.07.2006 tarih 2006/1279 Esas, 2006/1271 Karar sayılı veraset belgesine göre mirasçılarıdır. Hal böyle olunca satıcılara ait veraset belgesinde belirlenen payların iptali ile davacının murisi Rıza Orakçıoğlu adına tescili halinde terekeye mirasçılar dışında başka kişiler dahil olmayacağından ve elbirliği mülkiyeti devam edeceğinden davanın kabulü halinde yasanın koruma altına aldığı mülkiyet biçimi de zarar görmeyecektir. Yerel mahkemece aksi düşünce ile davanın reddi de doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 26.02.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy