(4721 S. K. m. 683, 689, 690, 691)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 13.10.2005 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin men'i, eski hale getirme istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 02.05.2007 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, 402 parsel sayılı taşınmaz üzerine yapılan binada dükkan niteliğindeki 8 numaralı bağımsız bölüm ile depo niteliğindeki 9 ve 10 numaralı bağımsız bölümlere müvekkilinin davalı ile birlikte 1/2 oranında malik olduklarını, müvekkilinin bilgisi ve izni olmaksızın davalı Ahmet tarafından dükkan nitelikli bağımsız bölümün iç tarafının bir tarafının sunta, bir tarafının da alçıpan ile ayrılarak iki ayrı dükkan haline getirilip tasarruf edilmeye başlandığını söyleyerek; taşınmazda yasaya aykırı biçimde yapılan tadilatın kaldırılmasına ve payına yapılan elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, dava kabul edilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, yukarıda açıklanan niteliğiyle Medeni Kanunun 683 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş mülkiyet hakkına ilişkin bulunmaktadır. Davacı tarafın amacı, mülkiyet hakkının rızası dışında ortak paydaş tarafından değiştirilen tasarruf biçimine son vermektir. Paylı mülkiyette, yönetim ve tasarrufun ne şekilde yapılacağı Medeni Kanunun 689, 690 ve 691. maddelerinde düzenlenmiş olup; 689. maddenin ilk fıkrası hükmü gereği, paydaşlar müşterek malda yararlanma hakkını birlikte karar altına almak mecburiyetindedirler. Davacı kendisine danışılmadan yapılan değişiklikler için rıza göstermediğini ileri sürerek dava açmış olup, az yukarıda özetlenen kurallar çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir.
Hal böyle olunca, mahkemece yapılması gereken, öncelikle; zedelenen mülkiyet hakkına göre dava değerinin tespit edilerek, belirlenen değerin miktar olarak Sulh Hukuk Mahkemesinin görev alanına girmesi halinde davayı sonuçlandırmak, görev alanını aşması halinde ise görevsizlik kararı vermek olmalıdır. Kamu düzenine ilişkin görev hususu halledilmeden işin esasına girilerek karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre şimdilik diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 28.02.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy