(4721 S. K. m. 724, 1023, 1024)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 23.05.2002 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 28.06.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra eksiğe gönderilen dosya yeniden gelmekle içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, 09.08.1984 tarihli biçimine uygun düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı mülkiyet aktarımı 2.kademede ise Türk Medeni Kanunu'nun 724. maddesi hükmünce temliken tescil istemleri ile açılmıştır.
Davalı, iyiniyetli kayıt maliki olduğunu, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı tarafından daha önce açılan 1991/65 sayılı dosya eldeki dava bakımından kesin delil oluşturduğu gibi taşınmazın ifraz olanağı bulunmadığı da saptandığından dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
09.08.1984 günlü taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin tarafları dava dışı Havva ile davacıdır. Sözleşmede 10 parsel olarak sözü edilen taşınmazın imar uygulaması sonucu 11 ve 12 parsel sayısını aldığı, davacının 12 parselde hak iddiasında bulunduğu anlaşılmaktadır. Taşınmaz başlangıçta dava dışı Hüseyin, Emin, Hanife ve Havva adlarına tapuda kayıtlı iken taksim sonucu 1/2 payına Hüseyin'in, 1/2 payına ise Emin'in malik oldukları, Hüseyin'in 1/2 payının davalı Çile'ye sattığı, taşınmazdaki 1/2 paya ise diğer davalı Nihat'ın satın alma suretiyle malik oldukları görülmektedir. Dava konusu edilen 12 parselde halen davalılar 1/2'şer oranında maliktir.
Hukukumuzda kural olarak; satın alan kişinin iyiniyetini koruması ilkesi kabul edilmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse iyiniyetten maksat hakkın doğumuna engel olacak bir hususu hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir belirtilen ilke Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinde tapu kütüğündeki sicile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddede bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz biçiminde vurgulanmıştır.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince; davacı sonradan kayıt maliki olan davalıların 09.08.1984 günlü taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan haklarını bertaraf etmek kastıyla kısaca kötüniyetli hareket ettiklerini iddia ve ispat edemediğinden, kural gereği ayni hakkı tapuda kazanan davalıların Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi koruması altında olduğunun, başka bir anlatımla iyiniyetli olduklarının kabulü gerekir. Dolayısıyla, mahkemece bu saptama yapılarak davacının taşınmaz satış vaadine dayanan isteminin reddi doğrudur. Ancak;
Yukarıda sözü edildiği üzere başlangıçta 10 parsel sayısını alan taşınmaz imar uygulamasıyla 11 ve 12 parsellere gitmiştir. Tapu kaydından anılan parseller üzerinde yatay kat irtifakı kurulduğu anlaşılmaktadır. Taşınmaz imar uygulamasıyla imar parseli haline geldiğinden paylı olarak tescil olanağı vardır. Bu haliyle, ifrazen tescil olanağı bulunup bulunmadığını aramaya gerek yoktur. O yüzden mahkemece, davacının Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayalı temliken tescil isteminin incelenmesi gerekir.
Değinilen husus bir yana bırakılarak salt taşınmazın ifraz olanağı bulunmadığından söz edilmek suretiyle bu isteminde reddi doğru olmamıştır.
Karar açıklanan nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 28.03.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy