(4721 S. K. m. 2, 683, 702, 706) (743 S. K. m. 581) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (YHGK 16.02.2005 T. 2005/8-22 E. 2005/64 K.)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.12.2005 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 26.09.2007 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım istemi ile açılmıştır.
Davalı, 56 parsel sayısını alan taşınmazın çekişmeli kısmının taksim edildiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmaz taksim edilerek krokide yeşil ile taralı kısım yapılan bu taksim sonucunda davalının babasına bırakıldığı saptandığından dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
76599 m2 yüzölçümündeki 56 parsel sayılı taşınmazda Huriye Akkoca'nın 24/48 payı bulunmaktadır. Davacı, terekesi elbirliği mülkiyeti rejimine tabi 1983 yılında ölen Huriye'nin mirasçılarındandır.
Burada hemen belirtilmelidir ki; elbirliği halinde mülkiyet yasa veya yasanın kabul ettiği sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin bir mala veya hakka birlikte malik olma durumunu ifade eder. Elbirliği mülkiyeti ortaklarının tüzel kişiliği yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak elbirliği ortaklarının tümüne aittir. Bu özelliğinden dolayı da elbirliği halinde mülkiyete ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Her ne kadar Türk Medeni Kanunu'nun 702/2. maddesinde kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliği ile karar verme şartı aranmışsa da son fıkrada ortaklardan her biri topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır. hükmü getirilmiştir.
Bu hükmün 743 sayılı Medeni Kanun'un 581. maddesinden farklı olarak düzenlenmesindeki neden kuşkusuz eski yasa yürürlüğünde ortaya çıkan bazı güçlükleri gidermektir. Böyle olunca olağan hakların korunması veya oybirliği ile karar vermeyi gerektiren nedenlerin ne olduğu bunlar arasındaki ayrımın sonuçları üzerinde durulması gerekecektir.
Olağan koruma eylemleri onarımlar, mahsullerin toplanması, bozulacak olanların satılması acele olarak yapılması zorunlu bulunan işlemin yerine getirilmesi ile istihkak, elatmanın önlenmesi, tapu sicilinde hak sahipliğinin saptanması gibi taksimi mümkün olmayan taleplerdir. Bunlarla ilgili olmak üzere elbirliği ortaklarından her biri bağımsız olarak dava hakkını kullanabilir. Fakat, Türk Medeni Kanunu'nun 702/2. maddesinde aranan ortakların oybirliği şartı hiç şüphesiz terekeye ait bir hakkın tasarruf işlemleridir. Bu halde mülkiyet değişikliği söz konusu olacağından ortaklar oybirliği ile karar vermelidir. (HGK. 16.02.2005 tarih 2005/8-22-2005/64 sayılı karar).
Somut olayda; dava kayıt maliklerinden Huriye'nin mirasçılarından olan Hüseyin Akkoca tarafından açılmış ise de, dava niteliği itibariyle terekeye dahil malın olağan koruma talebini içerdiğinden, davanın elbirliği ortaklarından sadece birisi tarafından açılıp sürdürülmesinde yasaya aykırılık yoktur. Ancak;
Kural olarak tapuda kayıtlı bir taşınmazın Türk Medeni Kanunu'nun 706, Borçlar Kanunu'nun 213 ve 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri hükümlerince harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Mahkemenin karar gerekçesinde sözünü ettiği, emsal ilam tapuda kayıtlı bir taşınmazın paydaşları arasındaki fiili kullanımı ile ilgilidir. Gerçekten, taşınmaz kayıt malikleri arasında kullanım taksimine tabi tutulmuşsa, bu kullanmaya ahde vefa ve Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde hükme bağlanan iyi niyet kuralı gereği değer tanınır. Somut olayda ise, davalı 56 parsel sayılı taşınmazın malikleri içinde olmadığından taşınmaz paydaşları arasında kullanım taksimine tabi kılınmış olsa dahi bu taksim sonucunda yararlanamaz.
Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece istemin hüküm altına alınması yerine somut olaya uygun düşmeyen bazı gerekçelerle davanın reddi doğru olmadığından, karar bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 20.02.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy