(818 S. K. m. 22, 213) (1512 S. K. m. 60, 89) (4721 S. K. m. 706, 716) (743 S. K. m. 634, 642)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 24.06.2002 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 11.04.2007 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı ve bir kısım müdahiller vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, biçimine uygun düzenlenen taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayalı mülkiyet aktarımı istemine ilişkindir.
Davalı satış vaadi borçlusu davanın reddini savunmuştur.
Davaya müdahil olarak katılanlar imar uygulaması sonucu 4 ve 7 parsel sayılarını alan taşınmazda 258, 220, 225 ve 400 m2 yüzölçümlü yerlerin kendilerine davacı tarafından adi yazılı sözleşmeyle satıldığını, bu bölümlerin adlarına tescilini talep etmiştir. Mahkemece başlangıçta 3335 parsel olan taşınmaz 30.12.2005 tarihli imar uygulamasına tabi tutularak başka parsellere gittiğinde davacı da imar uygulamasının iptalini dava etmediğinden, açılan davalardaki istem ile müdahiller isteminin reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı ve Mustafa dışındaki müdahiller temyiz etmiştir.
1- Davadaki müdahillerin isteminin dayanağı davacının yaptığı iddia edilen adi yazılı satış sözleşmeleridir.
Borçlar Kanunu'nun 22. maddesi hükmünce bir akdin ileride inşa edilmesine dair yapılan sözleşmeler geçerlidir. Ancak; kanun iki tarafın yararı için bu akdin sıhhatini bir şekle tabi kıldığı takdirde bu şekil o akdin yapılması taahhüdüne de uygulanır. Yasanın 213. maddesi gereğince de taşınmaz satımının geçerli olması için resmi senede bağlanması zorunludur. Kısaca ifade etmek gerekirse, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 60. maddesinin amir hükmüne göre noterler ve Tapu Sicil Müdürlükleri tarafından tanzim edilmeyen satış vaadi sözleşmeleri hüküm ve sonuç meydana getirmez. Mahkemece değinilen yasal olgunun saptanması suretiyle müdahillerin davalarının reddedilmesinde yasaya aykırılık yoktur. Bu nedenle Mustafa dışındaki müdahillerin temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2- Davacının temyiz itirazlarına gelince;
Davacı ile davalı arasındaki 11.02.1987 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesi biçimine uygun düzenlenmiştir. Bu sözleşmede davalı vaad borçlusunun 1335 olan kadastro parselindeki hissesinin 4141/120816 olan payını davacıya satımını vaad ettiği görülmektedir.
Az yukarıda sözü edildiği üzere kaynağını Borçlar Kanunu'nun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanunu'nun 213. maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 (önceki Medeni Kanunun 634) ve Noterlik Kanunu'nun 89. madde hükümleri uyarınca noter önünde resen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaad alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Medeni Kanun'un 716 (önceki Medeni Kanun 642) maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir. Dava konusu taşınmazın satış vaadi sözleşmesi yapılırken kadastro parseli olması sonraki aşamada (somut olayda olduğu gibi davanın devam ettiği bir sırada) imar parselini alması davanın sırf bu nedenle reddini gerektirmez. Bu gibi durumlarda dava imar parselini alan taşınmazlar bakımından incelenip değerlendirilebilir. Bunun dışında davacının sonradan imar parselini alan taşınmazlara yönelik ayrı bir dava açması da gerekmez.
Mahkemece yapılan bu açıklamalar doğrultusunda, 1335 parselin imar uygulamasıyla 4 ve 7 parseller ile daha başka parsellere gittiği gözetilerek bu parsel tapu kayıtları da getirtilmek suretiyle çekişmenin imar parselini alan taşınmazlar üzerinden giderilmesi gerekir.
Değinilen yönün gözardı edilerek ve sonradan yapılan imar uygulamasına yanlış anlam verilerek dava reddedildiğinden, karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle Mustafa dışındaki müdahillerin bütün temyiz itirazlarının reddine, hükmün 2.bent uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 18.02.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy