(3402 S. K. m. 12) (2762 S. K. m. 27) (1086 S. K. m. 275)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 03.07.2007 tarihinde verilen dilekçe ile vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 11.09.2007 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, 102 ada 26 parsel s. taşınmaz kaydında bulunan İnebey Vakfı şerhinin terkini istemi ile açılmıştır.
Mahkemece, kayıttaki vakıf şerhi 10 senelik hakdüşürücü süre geçtikten sonra konulduğu gibi, bazı dosyalarda İnebey Vakfının sahih olmadığı saptandığından, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı Vakıflar Genel Müdürlüğü temyiz etmiştir.
Gerçekten, 102 ada 22 parsel s. taşınmazın tapulama tespiti 07.04.1981 gününde kesinleşmiş, vakıflar idaresinin istemesi üzerine kayda şerh 06.09.1989 gününde düşürülmüştür. 3402 s. Kadastro Yasasının 12/3. maddesindeki hükme göre, kadastro tutanaklarında belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere ilişkin tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki nedenlere dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. Kanunun bu hükmü 02.04.2004 gün 2003/1-2004/1 s. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun gündemini de oluşturmuş ve vakıf şerhinin tapu sicilinden silinmesi yada tapu siciline yazılmasına ait istemleri içeren davalarda 3402 s. Kadastro Yasasının 12/3. maddesinde ön görülen 10 senelik hakdüşürücü sürenin uygulanması gerektiği ilkesi kabul edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta, 102 ada 6 parselin revizyon kaydında olmasa da tutanağın kesinleştiği 07.04.1981 gününe göre kayda vakıf şerhi 06.09.1989 gününde 10 yıl geçmeden işlendiğine göre mahkemece çekişmenin esasına bakılarak bir sonuca ulaşılması gerekir.
Anlatılan bu husus bir yana bırakılarak, olayda uygulanma olanağı bulunmayan bazı gerekçelerle davanın 10 senelik hakdüşürücü süre geçtiğinden bahisle reddi doğru olmamıştır.
Burada, üzerinde durulması gereken bir sair sorun da, davacının terkinini talep ettiği şerhin sahih veya gayrisahih vakıflardan hangisine ilişkin olduğunun saptanmasıdır. Şayet terkini istenen şerh, gayrisahih bir vakfa ilişkin ise kayıtlardaki vakıf şerhi vakıflar idaresinin ivaz hakkı talebi olmaksızın bedelsiz kaldırılacak ve fakat bu şerh sahih bir vakfa ilişkin ise terkin ancak ivaz karşılığı yapılabilecektir.
Eski hukukumuzda kaynağını Arazi Yasasının 4. maddesinden alan ve vakıfları mülkiyet hakkının devredilip edilmemesine göre vakfın nitelik bakımdan ayıran iki türünden bahsetmek yerinde olacaktır.
Bunlardan ilki, sahih vakıflardır. Sahih vakıflar aynı anda akara tahsisli gelirlerinden yararlanılan vakıf türüdür. Sahih vakıflarda getirdikleri gelirlere göre ya mukataalı vakıf veyahutta icareteynli vakıflar olarak ayrıma tabi tutulur.
Diğeri ise, sahih olmayan vakıflar yani tahsis ve irsat kabilinden gayrisahih vakıflardır. Bunlar padişah yada onun izin verdiği kişiler tarafından miri arazi türü denen arazi üzerinde meydana getirilen vakıflardır.
Arazi Kanunnamesinde miri araziler, kadim köy ve kasabaların tümüyle dışında kalan tarla, çayır, yaylak, kışlak, koru veya benzeri yerler olarak tarif edilmektedir. Görüldüğü üzere sahih vakıfların konusunu kadim köy kasaba ya da şehir içerisindeki mülk topraklar teşkil etmekte iken sahih olmayan vakıfların konusunu anılan kadim yerleşim birimlerinin tümüyle dışında kalan miri yani Devlete ilişkin araziler teşkil etmektedir.
Uygulama ve doktirinde vergi ve resimlerin (aşar ve rusumatın) bir hayır cemiyetine tahsis edildiği vakıflarda her ne kadar 2762 s. Vakıflar Kanunun 27. maddesinde sahih olmayan vakıflar yönünden tam bir açıklık bulunmamakta ise de; taviz bedeli alınamaması gerektiğinde tam bir birlik vardır. Açıkçası vakıfların taviz bedeli alınarak mülkiyetini mutasarrıfına terk edeceği vakıf türleri sahih vakıflardır. Gayrisahih olan vakıf türlerinde Vakıflar İdaresinin taviz bedeli istemesine olanak bulunmadığından Vakıflar Genel Müdürlüğünün dava açarak sahih olmayan bir vakfa ilişkin şerhin tapu siciline işlenmesini istemesinde de hukuki yararı yoktur.
Belirtilmelidir ki, Vakfiye kapsamındaki her taşınmazın coğrafi konumu ve hukuki durumu ayrı ayrı olacağından bu taşınmazların kadim köy, kasaba ya da şehir içerisindeki mülk topraklar içerisinde olup olmadığının dosya üzerinde yapılan bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkartılması doğru olmaz. O yüzden incelemenin keşfen yapılması taşınmazın konumunun düzenlenecek paftada kadim köy ve kasaba ya da şehirlere göre haritasında işaret edilmesi vakfın niteliği hakkında bu belirlemeden sonra görüş bildirilmesi gerekir.
Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere vakıf türünün belirlenmesi ve belirlenen vakıf türüne göre çekişmeli taşınmazda vakfın bir hakkının kalıp kalmadığının, taviz bedeli ödenip ödenmeyeceğinin vakıf şerhinin doğrudan kaldırılması gerekip gerekmediğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmadan saptanması bu tür davalarda önem kazanmaktadır. Hal böyle olunca vakıflara ilişkin tapu kaydı ilk tesisinden getirtilmeli, vakıf durumunu gösterir kayıtlar ve dayanılan sair belgeler merciinden istenmeli, Vakıflar Genel Müdürlüğünden kayda işaret edilmiş vakfın türü hakkında bilgi alınmalı ve HUMK. nun 275. maddesi uyarınca yukarıdan beri sayılan ilkeleri kapsar şekilde keşfen bilirkişi görüşüne başvurularak sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır.
Mahkemece bütün bu yönler bir yana bırakılarak, dava eksik inceleme ve araştırma sonucu reddedildiğinden, karar bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarda açıklanan denelerle davalı yararına BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istem halinde yatırana iadesine, 14.02.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy