(3402 S. K. m. 41) (1086 S. K. m. 159, 163, 409)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 30.11.2005 gününde verilen dilekçe ile 3402 Sayılı Yasanın 41. maddesi gereğince yapılan düzeltme işleminin iptali istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 18.07.2007 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 326 ve 327 parsel sayılı taşınmazlarda Kadastro Müdürlüğünün 29.08.2003 tarihli işlemi ile 3402 sayılı Yasanın 41. maddesi uyarınca yapılan düzeltme işleminin iptali isteğinde bulunmuştur.
Davanın kabulüne dair serilen hükmün Dairemizce, 41. madde uyarınca tersimat hatası yapıldığı gerekçesiyle yapılan düzeltme işlemlerinde kadastro tespitine esas orijinal ölçü değerleri ile zeminin uyumlu olması gerektiği olgusu üzerinde durulmadan karar verilmiş olması nedeniyle bozulması üzerine bu kez, mahkemece davacı yanın verilen kesin süre içerisinde keşif giderlerini yatırmadığı bu nedenle kanıtlamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Süreler, kanun tarafından (Kanuni Süreler) tespit edildiği gibi hakim tarafından da tayin edilir (HUMK.m.159). Kanuni süreler, örneğin cevap süresi, temyiz süresi gibi kesindir (HUMK m. 163,1-2) ve bu nedenle HUMK. unun 159. maddesinde açık hükmünde belirtildiği gibi kanun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Buna karşın, aynı yasanın 163. maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Yargılama hukukunda egemen olan ilkelerden usul ekonomisi ilkesi gereğince, hakim bir davayı, makul süre içinde ve en az giderle sonuçlandırmak zorunda olduğundan bazen taraflara yapacakları işlemler gereği kesin süre verebilir (HUMK. m. 163-3) Kanun ya da hakim tarafından tayin edilmiş olan kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlem bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğurmaktadır. Davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konar kesin süre kuralı, kanun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu nedenlerle de hakim tarafından kesin süre verilirken;
1- Kesin süreye konu işlemin gerekli ve tarafların yerine getirebileceği bir işlem olması,
2- Verilen sürenin işlemin yapılması için yeterli ve makul bir süre olması, duruşma gününe kadar kesin süre nedeniyle yapılacak içlem sonrası başka bir işleme gerek yok ise bu sürenin takip eden duruşma gününe kadar verilmesi,
3- Yapılacak işlem veya işlemler teker teker, varsa masrafının miktarıyla birlikte açıkça gösterilmesi,
4- Sürenin kesin olduğu ve sonuçlarının tarafa açıklanması zorunludur.
Tüm bu açıklamalardan sonra yeniden somut olaya döndüğümüzde;
Dairemiz bozma namına uyulmasına karar verildikten sonra yerel mahkeme 26.04.2006 tarihinde keşif yapılmasına karar vermiş ve keşif avansının da davacı tarafından yatırılması gerektiği hususunu tutanağa geçirmiştir. Ancak avansın yatırılmaması nedeniyle 28.06.2006 tarihinde yeniden keşif günü tayin edilmiş, daha sonra 18.10.2006 tarihli oturumda da keşif günü tayin edilmesine rağmen giderler yatırılmadığı için keşfe gidilmemiştir. Davacı yan 07.02.2007 tarihli oturumda davasını takipsiz bırakmış, yasal süre içerisinde dosyanın yenilenmesi üzerine 18.07.2007 tarihinde de keşif için gün tayin edilmiş, heyetin yasal yolluğu ile 150'şer YTL bilirkişi ücretinin davacı tarafından yatırılmasına karar verilmiştir. Ancak keşif giderlerinin yatırılmaması nedeniyle bu kez giderlerin yatırılmadığı, birden fazla verilen sürenin kesin sürenin sonuçlarını doğuracağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği gibi dosyanın işlemden kaldırılmasından sonra yasal süresi içerisinde yenilendiğinde dava, yeni bir dava olmayıp, eski davanın devamıdır. (HUMK. m. 409/VI) Bu nedenle davacıya yenilemeden sonra bir kez süre verilmiş ise de, yukarıda değindiğimiz gibi yenileme öncesi üç kez daha keşif giderlerinin yatırılması için süre verilmiştir. Hakimin birden fazla verilen sürenin kesin olduğu noktasındaki değerlendirmesi doğru olmuştur. Ancak burada tartışılması gereken olgu, değindiğimiz kesin süreye ilişkin ilkelere uygun süre verilip verilmediğidir. Zira Hakim tarafından ikinci kez verilen sürenin kesin olması halinde de yukarıda değinilen kesin hükme ilişkin ilkelerin uygulanacağı kuşkusuzdur. Bu nedenle de verilen süre içerisinde tarafın yapması gerektiği işlerin teker teker gösterilmesi ve giderlerinin de kalem kalem sayılması gerekir. Mahkemenin verdiği sürelere baktığımızda keşif günü tayin edilmiş, ancak heyet ücreti ayrıntılı olarak gönderilmediği gibi yatırılması gereken toplam keşif gideri miktarı da belirlenmemiştir. Diğer bir anlatımla davacı yanın belirli sürede yatırması gereken giderin miktarı konusunda belirsizlik bulunmaktadır. Bu durumda birden fazla verilen süre nedeniyle kesin sürenin varlığını kabul edebilmek için taraf yükümlülüklerinin açık ve belirgin bir şekilde gösterildiğinden söz etme olanağı bulunmamaktadır. Yerel mahkeme kararı usul ve yasaya aykırı olduğundan karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 21.03.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy