(3194 S. K. m. 18) (2981 S. K. m. 10, 18) (HGK. 04.12.1996 T. 1996/14-763 E. 1996/864 K.)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 20.10.2005 gününde verilen dilekçe ile tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 26.06.2008 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davalılar, tapu tahsisin mülkiyet belgesi olmadığını, zaman aşımının gerçekleştiğini, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tapu tahsis belgesi kapsamı müstakil bir imar parselini oluşturmadığından bahisle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden; davacıya 14.12.1989 tarihindeki tahsisin davalılardan Belediye mülkiyetindeki 339 ada 51 parselden yapıldığı, bu taşınmazın daha sonra 1162 ada 51 parsel olduğu, hakem kararıyla diğer davalı Hazine adına tescil edildiği, tahsis kapsamının Hazinenin 260/1202 paylı malik olduğu 4661 ada 1 parselde kaldığı anlaşılmaktadır. Tahsis şerhi 4661 ada 1 parsel kaydına da işlenmiştir.
Tapu kütüğüne esas itibarıyla mülkiyetin veya sınırlı ayni hakların iktisabına veya bunların kaybedilmelerine ilişkin tesciller yazılır. Geniş anlamda tescil ise kütüğe yazılan her husustur. Nitekim kütük sahifesinde mülkiyet, rehin ve irtifak hakları sütunları dışında bir de şerh ve beyanlar adı altında iki sütun daha vardır. Ancak bir hususun şerh veya beyanlar sütununa yazılması taşınmazın ayni hakka ilişkin statüsünde bir değişiklik meydana getirmez.
Şerhten amaç; ilişkin bulunduğu hukuki durumu üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir hale getirmek, hukuki duruma aleniyet kazandırmaktır. Bu yönü ile şerh ayni bir etki özelliğini gösterir. Davacının tapu tahsis belgesinden kaynaklanan hakları tapu kütüğüne şerh verilerek aleniyet kazandığından, davacı bu hakkını sonradan malik olan Hazine'ye karşı da ileri sürebilir. Dolayısı ile, davada dayanılan 14.12.1989 tarihli tahsis hüküm ve sonuç meydana getirir. Diğer taraftan, mahkemenin kabul ettiğinin aksine yapılan tahsisin müstakil bir imar parseli ile örtüşmemesi tahsise dayalı hakkın ileri sürülmesine engel teşkil etmez. Ne var ki, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki;
Hukuk Genel Kurulunun 4.12.1996 tarihli ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis belgesinin varlığı tahsis edilen yerin adına tahsis yapılan kişi veya mirasçıları adına tescili için yeterli değildir. Tahsis kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için;
-Hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesinin bulunması,
-Tahsise konu yerde 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca imar planı veya 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasa uyarınca ıslah-imar planlarının yapılmış olması,
-İlgilisine, tapu tahsis belgesi gereğince bir başka yerden tahsis yapılmamış olması,
-Tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış olması,
-Tahsise konu yer ile tescili istenilen taşınmazın aynı yer olup olmadığı ve taşınmazın niteliklerinin belirlenmesi amacıyla mahallinde uzman bilirkişiler aracılığı ile keşif yapılması,
-Tahsise konu arsa bedelinin ödenmiş olması, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline depo edilmiş olması.
-İmar parsellerinin oluşturulması sırasında, şuyulandırmaya tabi tutulan parselden 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasanın 18/b-c maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı kesilip kesilmediğinin, kesilmiş ise uygulanan oranın saptanması gerekir,
-Mahkemece, yukarıda belirtilen koşullar doğrultusunda yapılacak inceleme sonucunda, tescil isteğinin kabulü için yasal koşulların oluştuğu kabul edildiği takdirde, 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasanın 10/C-2 maddesi gereğince tahsise konu yerde uygulanan düzenleme ortaklık payının davacıyı da bağlayıcı nitelikte olduğu dikkate alınarak tahsis miktarından bu oranda yapılacak indirimden sonra kalan miktarın tesciline karar verilmelidir.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, yerinde yeniden keşif yapılarak yukarıdan beri sayılan hususları gerek duyulursa bilirkişi marifetiyle araştırıp incelemek ve bunun sonucuna göre davayı davalı Hazine'nin 260/1202 payı yönünden hükme bağlamak olmalıdır.
Değinilen bütün bu yönlerin göz ardı edilmesi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 18.03.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy