(818 S. K. m. 390)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 27.10.2008 gününde verilen dilekçe ile ipoteğin fekki istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 31.03.2009 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, 445 ada 41 sayılı parsel üzerine yapılan yapının 45, 46, 47 ve 48 numaralı bağımsız bölümlerinin tapu kaydına 17.2.2006 tarihli resmi senetle konulan ipotek şerhlerinin terkini istemiyle açılmıştır.
Davalı şirket, davacılardan Mehmet Yılmaz ve vekili olarak hareket eden Fatma Ulusoy'un teminat gösteren şirketin ortakları olduğunu, verilen vekaletnamede vekilin ipotek tesisi yetkisi bulunduğunu savunarak açılan davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, ipotek tesisinden dava tarihine kadar geçen sürede ipoteğin hüküm ve sonuç doğurduğu ve icra takibi yapıldığı nedenlerinden söz edilerek dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacılar temyiz etmiştir.
Burada öncelikle temsil ve vekalet ilişkisi üzerinde durulması gerekecektir. Gerçekten, Borçlar Kanununun temsil ve vekalet ilişkisini düzenleyen hükümleri uyarınca vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranma yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu olarak benimsenmiş ve yasanın 390. maddesinde vekilin müvekkiline karşı vekaletini iyiniyetle ifa ile mükellef olduğu hükme bağlanmıştır. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve onun gerçek iradesine uygun hareket etmek, onu zararlandırıcı her türlü davranıştan kaçınmak zorundadır. Kuşkusuz vekilin temsil yetkisi sınırını vekil eden tayin eder. Vekilin vekil edenin tayin ettiği bu sınır dışında iş ve işlem yapma olanağı bulunmamaktadır. Vekille ilişki içerisine giren taraf da vekaletname ile vekile verilen temsil sınırını bilmek zorundadır. Şayet, vekaletname ile verilen yetki temsil sınırı dışında kullanılmışsa vekil eden vekaletname metninden yararlanarak üçüncü kişilere karşı vekilin temsil yetkisini aşmak suretiyle iş ve işlem yaptığı iddiasını ileri sürebilir.
Somut olaya gelince; davacıların vekilleri Fatma Ulusoy'a verdikleri 4.8.2004 tarihli vekaletname metninde vekilin kendi adına kayıtlı işyerlerinin veya kendi adına
teminat göstermeye yetkilendirdikleri yazılıdır. Vekilin 17.2.2006 tarihli akit tablosu ile vekaleten ipotek tesis ettiği dava dışı ipotek borçlusu Ulusoy Motorlu Araçlar San. Tic. Ltd. Şti. ise vekilin kendi adına kayıtlı bir işyeri olmadığı gibi ipotek vekil tarafından kendisinin kullandığı bir kredinin teminatı için de tesis edilmemiştir. İpotek borçlusu Ulusoy Motorlu Araçlar San. Tic. Ltd. Şti. Türk Ticaret Kanunun hükümlerine tabi bir ortaktır. Şu halde, vekil vekaletnamede kendisine verilen yetki sınırlarını aşmış, lehine vekaletname ile ipotek tesisine olanak bulunmayan bir ticari ortaklığa teminat olmak üzere ipotek tesis etmiştir. Davacılar vekaletname metninden kolaylıkla anlaşılacak ve üçüncü kişilere karşı da ileri sürülmesi mümkün olan def'ilerden yararlanarak vekilin yetkisi dışında tesis ettiği bu ipoteğin terkinini talep edebilir.
Tespit edilen bu hukuki duruma göre davanın kabulü gerekirken somut uyuşmalığa uygun düşmeyen bazı nedenlerle reddedilmiş olması doğru değildir.
Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, 02.07.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy