(4721 S. K. m. 2, 3, 856) (818 S. K. m. 390)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 22.02.2001 gününde verilen dilekçe ile ipoteğin fekki, takibin iptali istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 07.05.2009 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Mehmet Sait Taşlı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, 2977 sayılı parselin tapu kaydındaki ipotek şerhinin terkini istemiyle açılmıştır.
Davalılardan Ahmet Emin Eroğlu savunmada bulunmamış, diğer davalı ipoteğin alınan borç paranın teminatını teşkil etmek üzere tesis edildiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kabul edilmiştir.
Hükmü, davalı Mehmet Sait Taşlı temyiz etmiştir.
Dava, ipotek şerhinin kaldırılması istemine ilişkindir.
İpotek kişisel bir alacağın teminat altına alınması amacını güden ve bir taşınmaz değerinden alacaklının alacağını elde etmesini sağlayan sınırlı bir ayni haktır. İpotek tesisi için rehin edilecek taşınmaz maliki ile alacaklı arasında bir anlaşmanın (rehin sözleşmesi) bulunması ve rehin sözleşmesinin Türk Medeni Kanununun 856. maddesi gereğince tapu siciline tescil edilmesi gerekir.
Alacak sona erdiği halde alacaklı terkin taahhüdüne rağmen terkin talebinde bulunmazsa taşınmaz maliki rehnin fekkini (kaldırılmasını) dava yolu ile isteyebilir. Kuşkusuz kurulan ipoteğin temelini ipotek akit tablosu teşkil eder. 04.09.2000 günlü ipotek akit tablosunun incelenmesinden davacını maliki olduğu 2977 parsel üzerindeki ipoteğin davalılardan Mehmet Sait Taşlı'dan alınan borç paranın teminatını teşkil etmek üzere kurulduğu, resmi senette davalı Ahmet Emin Eroğlu'nun davacıya vekaleten hareket ettiği görülmektedir. 04.09.2000 tarihli vekaletnameden ise davacı tarafından 2977 parsel kaydı üzerine ipotek tesis etmeye vekili olan Ahmet Emin Eroğlu'yu yetkili kıldığı anlaşılmıştır.
Borçlar Kanununun temsil ve vekalet ilişkisini düzenleyen hükümleri uyarınca vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranma yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu olarak benimsenmiş ve yasanın 390. maddesinde vekilin müvekkiline karşı vekaletini iyiniyetle ifa ile mükellef olduğu hükme bağlanmıştır. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve gerçek iradesine uygun hareket etmek, onu zararlandırıcı her türlü davranıştan kaçınmak zorundadır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Türk Medeni Kanununun 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen bütün özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa vekil ile yapılan sözleşme vekil edeni bağlar ve geçerlidir. Bu gibi durumlarda vekil vekalet görevini kötüye kullanmış olsa dahi bu sorun vekil ile vekalet eden arasında nihayet bir iç sorun olarak kalır.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya durumun özelliği icabı bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yazılı dürüst davranma kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Kısaca ifade etmek gerekirse 2977 sayılı parselin tapu kaydı üzerine davalı Ahmet'in diğer davalı Mehmet Sait Taşlı yararına vekaleten tesis ettiği ipotek hüküm ve sonuç meydana getirir. Davalı Ahmet'in ceza kovuşturmasında ipoteği kendi yararına oluşturduğuna dair beyanı diğer davalıyı bağlamaz. Yukarda sözü edildiği üzere vekilin üçüncü kişi ile çıkar ve işbirliği içersinde veya kötü niyetli olduğu kanıtlanmadan yapılan bu tespit vekille müvekkil arasında bir iç sorun olarak kalır. Açıklanan bu tüm bu nedenlerle davanın reddi yerine davalılar arasındaki davacı aleyhine sonuç meydana getirecek el ve işbirliği ilişkisi kanıtlanmış gibi istek hüküm altına alındığından, karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 09.07.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy