(4342 S. K. m. 3) (1086 S. K. m. 275)
Dava ve Karar: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 07.07.2004 tarihinde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil, müdahil Hazine tarafından 08.03.2005 günlü dilekçe ile tapu iptali ve yayla olarak sınırlandırma istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine, müdahil davacının isteminin kabulüne dair verilen 02.05.2006 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı, kadastro çalışmaları sırasında davalı A.T. adına tespit ve tescil edilen 130 ada 50 numaralı parselin vakıfname kapsamında idarenin özel mülkiyetinde bulunduğu gerekçesiyle tapunun iptali ve adına tescil isteğinde bulunmuştur.
Davaya müdahil olarak katılan Hazine, dava konusu taşınmazın yayla olduğunu belirterek tapunun iptali ile özel siciline yayla niteliğiyle yazılması isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından açılan davanın reddine, müdahil Hazine'nin isteminin kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü ve davalı A. T. temyiz etmiştir.
1- Yerel mahkeme kararı davalı A. T.'ye 18.09.2007 gününde tebliğ edilmiş olup, davalı tarafından 04.10.2007 günlü dilekçeyle temyiz edilmiştir. Davalının temyizi kanuni 15 günlük süre içinde olmadığı gibi harcı da yatırılmadığından davalının temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davacının temyiz itirazlarına gelince;
Her ne kadar mahkemece dosyaya sunulan kanıtlar, bilirkişi raporu, Dairemiz ve Yargıtay'ın çeşitli dairelerince verilen kararlara da atıf yapılmak suretiyle dava konusu yerin yayla olduğu kabul edilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir.
Gerçekten; 4342 s. Mera Yasasının 3. maddesinde yapılan tanıma göre, yaylak; çiftçilerin hayvanları ile birlikte yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yerlerdir. Mera, yaylak ve kışlakların özel mülkiyete geçirilmesi, amacı dışında kullanılması, kazandırıcı zaman aşımı yoluyla mülk edinilmesi olanaksız olduğu gibi sınırlarının daraltılması da mümkün değildir.
Davacı Vakıflar İdaresi davasında, çekişmeli taşınmazın yayla ile bir ilişkisi olmadığını, dayandıkları vakıfname kapsamında ve vakfın özel mülkü niteliğinde bulunduğunu ileri sürmüştür.
Yaşamını genelde çiftçilikle sürdüren kişilerin hayvanlarını otlatmakta olduğu yaylaya yakın bölgelerde ikamet etmek, ziraat yapmak, bağ ve bahçe yetiştirmek için tarım taşınmazlarına ihtiyaçları olacağı ve bu amaçlarına uygun kazanmaya elverişli bazı taşınmazları mülk edinebilecekleri olgusunu göz ardı etmek, mera, yaylak ve kışlak gibi bölgelerden insanları soyutlamak mümkün değildir.
İddia ve savunma ile az yukarda anlatılanlara göre, davada sağlıklı bir sonuca ulaşmak ve davacının dayandığı vakıfnamenin kamu malı niteliğindeki yayla sınırları içinde kalması halinde, yaylaların özel mülkiyete konu olamayacağı hususunun irdelenebilmesi için dava konusu taşınmazın kadim Çevlik Köyü sınırları içerisinde kalıp kalmadığının ve bu köyün ikamet edilen veya tarım alanları kapsamında olup olmadığının saptanması önem kazanmaktadır.
O nedenle, öncelikle Çevlik köyünün kuruluş tarihi İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünden sorulmalı, böylelikle Çevlik Köyünün kadim köy olup olmadığı yönü üzerinde durulmalı, yine bu köye ilişkin en eski tarihlisinden başlamak üzere idari sınır belgeleri ile sınırlar bir haritaya bağlanmışsa haritası da istenilmeli, Çevlik Köyüne ilişkin mevcut en eski sınırname yerel bilirkişiler yardımıyla keşfen zemine uygulanmalı, köyün kuruluşundaki idari sınırları belirlenmeli, dava konusu taşınmazın Çevlik Köyünün ilk idari sınırları kapsamında kalıp kalmadığı saptanmalı, eğer dava konusu taşınmaz kadim Çevlik Köyünün idari sınırları içersinde kalıyorsa seçilecek ve keşifte bulundurulacak harita mühendisi bilirkişiye daha önce sağlanacak eski günlü memleket haritasındaki durumu incelettirilmeli, köyün ikamet edilen veya tarım alanları içerisinde kaldığı belirlenirse özel mülkiyete konu teşkil edeceği kabul edilmeli, bu arada taşınmazın kadastro tutanağı edinme nedeni sütununda yerel bilirkişiler çekişmeli yerin kadim Çevlik Köyünün tarım alanında kaldığını, dava dışı şahıs tarafından kullanıldığını belirttiklerinden tutanak bilirkişilerinin sözleri denetlenmeli, tüm bunların sonucuna uygun hüküm kurulmalıdır.
HUMK'nun 275.maddesi, Mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez hükmünü içermektedir.
Somut olayda; Mahkemece, mahallinde yalnızca fen bilirkişisinin katılımı sonucu düzenlenen rapor ile Dairemiz ve Yargıtay'ın çeşitli daire kararlarına atıf yapılmak suretiyle dava konusu taşınmazın maruf ve meşhur Kızıldağ Yayla'sı sınırları içinde olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma, inceleme ve dayanılan gerekçe bu sebeple de hüküm kurmaya yeterli değildir. Bütün bu hususlar gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme sonucu verilen karar doğru olmadığından bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarda 1.bentte açıklanan sebeplerle davalı A.T.'nin temyiz dilekçesinin reddine, 2.bentte yazılı sebeplerle davacı Vakıflar Genel Müdürlüğünün temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istem halinde yatırana iadesine, 06.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy