(818 S. K. m. 21, 213)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 09.02.2006 tarihinde verilen dilekçe ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, birleştirilen davada davacı H. S. tarafından verilen 16.12.2006 günlü dilekçe ile de sözleşmenin iptali ve şerhin terkini, ibranamenin iptali istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine, birleştirilen davanın kabulüne dair verilen 04.02.2010 tarihli hükmün Yargıtay'ca, duruşmalı olarak tetkiki davacı/davalı A. K. vekili tarafından istenilmekle, tayin edilen 13.07.2010 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı/davalı A. K. vekili Av. Deniz Kuzer Yağmur ve Av. C. Can Yalvaçer geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Birleşen davada satış vaadi sözleşmesinin gabin sebebiyle feshi isteğinde bulunulmuştur.
Mahkemece, tapu iptali ve tescil davasının reddine, gabinin koşullarının oluştuğundan bahisle 07.02.2006 günlü satış vaadi sözleşmesinin feshine karar verilmiştir.
Hükmü, asıl davanın davacısı, birleşen davanın davalısı temyiz etmiştir.
Biçimine uygun düzenlenen ve davada dayanılan 07.02.2006 günlü sözleşme kural olarak geçerlidir. Yine kural olarak taraflar sözleşmenin konusunu ve koşullarını tayinde serbesttir. Bu kural Borçlar Hukukunda hakim olan akit serbestisinin bir yansımasıdır. Kural bu olmakla birlikte bazen taraflardan biri diğerinin içerisinde bulunduğu zor halde kalmasından, düşüncesizliğinden ya da tecrübesizliğinden yararlanarak onu adeta sömürebilir. İşte yasa hem dürüstlük kurallarına ve hem de ahlaka aykırı sonuçlar meydana getirecek bu gibi durumlarda sözleşme serbestisine bir sınırlama koymuştur. Burada iradeyi sakatlayan sebepler (hata, hile ve ikrah) yoktur. Sınırlama aktin konusunu tayindeki serbestiye getirilmiştir. Kısa bir tarif yapmak gerekirse gabin (aşırı yararlanma); taraflardan birinin borçlandığı edimin diğerinin ediminden açık bir biçimde fazla veya az olması (oransızlık) durumudur.
Gabinden (aşırı yararlanmadan) söz edebilmek için aşağıdaki üç unsurun aynı anda bulunması gerekir. Objektif unsur (karşılıklı edimler arasındaki açık ve aşırı oransızlık) tarafların edimleri arasındaki aşırı bir dengesizliği ifade eder. Sübjektif unsur zarar görenin zor halde kalması (müzayaka), düşüncesizlik (hiffet) veya deneyimsizlik (tecrübesizlik) içerisinde olmasını ifade eder. Aşırı yararlanmada (gabinde) önemli bir unsurda sözleşmede zarar görenin özel durumunu bilerek ve bu durumdan yararlanmak kastıyla (sömürme) sözleşmenin yapılmış olmasıdır.
Aşırı yararlanmaya (gabine) ait bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Yukarıda belirtildiği üzere iki tarafa borç yükleyen akitlerden olan 07.02.2006 günlü taşınmaz satış vaadi sözleşmesi geçerlidir. Bu sözleşmede tarafların 15.000.00 TL bedel kararlaştırıldığı ve bu bedelin asıl davanın davacısı tarafından vaat borçlusuna ödendiği yazılıdır. Bilirkişi ise, 122 ada 27 parsel sayılı taşınmazın 690 m2 olduğunu, değerinin 89.030.00 TL bulunduğunu belirtmiştir. Tapu kayıt örneğinden birleşen davanın davacısı H. S.'nun paylı mülkiyet rejimine tabi bu taşınmazda 160/1240 payı olduğu görülmektedir. Bu hale göre vaat borçlusunun taşınmazdaki hissesi itibariyle değerinin yaklaşık 11.500.00 TL. olduğu, vaat alacaklısına satışın bu değerin üzerinde yapıldığı açıktır. Bu halde gabin'in (aşırı yararlanmanın) objektif unsuru olayda gerçekleşmemiştir. Sair yandan, dosyadaki delil durumuna göre vaat borçlusunun bazı hastalıkları bulunsa da bu hastalıkları sübjektif unsurun varlığını ve vaat alacaklısının sözleşmeyi zarar görenin özel durumunu bilerek ve bu durumundan yararlanmak kastıyla sözleşme yaptığı olgusunu göstermez.
Yapılan bu saptamalara göre mahkemece asıl davanın bankaya bloke edilen sözleşme bedeli 15.000.00 TL'nin birleşen davanın davacısına ödenmek üzere mahkeme veznesine depo ettirerek kabulüne, birleşen davanın ise reddi yerine delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarda açıklanan sebeplerle temyiz edilen hükmün bozulmasına, 750.00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalı-davacı H. S.'dan alınarak davacı-davalı A. K.'a verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istem halinde yatırana geri verilmesine, 13.07.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy