(818 S. K. m. 96)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine asıl davada 26.5.2009, birleşen davada 7.12.2009 gününde verilen dilekçeyle tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen 26.4.2011 tarihli hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili, davalı G. Ç. (A.) tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, 29.12.2006 tarihli satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, 2. kademede ise satış vaadine konu taşınmazın rayiç değerinin tahsili istemine ilişkindir. Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacının tapu iptal ve tescil istemi reddedilmiş, 40.200 TL alacağın davalı G.'dan tahsiline karar verilmiştir. Hükmü, davacıyla davalı G. Ç. (A.) temyiz etmiştir.
1- Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre; davalı G.'ın tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2- Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinde, sözleşmenin herhangi bir sebeple aynen ifa edilememesi sonucu, vaat alacaklısının zarara uğrayacağı açıktır. B.K.nun 96. maddesi alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde, borçlu kendisine bir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe, bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur' hükmünü içerir. Buna göre vaat borçlusunun, vaat alacaklısının zararını tazmin etmesi gerekir. Vaat borçlusunun sorumlu olmasının nedeni sözleşmeyle yükümlendiği taahhüdünü ihlal etmesidir. Borçlunun taahhüdü, genellikle bir akde dayanır. Buna akdi tazminat, sorumluluğuna da akdi sorumluluk denir. Satış vaadi sözleşmelerinde borçlunun edimini yerine getirmemesinden ötürü vaat alacaklısının karşılaması gereken zarar daima müspet zarardır. Çünkü, borç ifa edilmiş olsaydı; alacaklının mal varlığına hem borcun konusunu teşkil eden şey (satış vaadine konu teşkil eden eşyanın mülkiyeti) fiilen girmiş, hem de satış vaadi alacaklısı bundan başka kazançlar elde etmiş olacaktı.
Sözleşmenin ademi ifası sebebiyle, borçlunun B.K.nun 96. maddesi uyarınca ödemesi gereken tazminata dair bu genel açıklamalardan sonra, somut uyuşmazlığa gelince; davacıyla davalı G. Ç. arasında biçimine uygun düzenlenen 29.12.2006 tarihli satış vaadi sözleşmesi geçerli olduğundan, sözleşmeye konu taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin bilirkişiler marifetiyle saptanıp bu değerin tahsiline karar verilmesi gerekirken başka gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Kararın, açıklanan sebeplerle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı G. Ç. (A.)'ın tüm, davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca davacının temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, istenmesi halinde yatırılan harcın davacı tarafa iadesine, 24.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy